Geçen yıl 10 Ekim’de Ankara’daki ‘Barış Mitingi’ öncesi gerçekleşen IŞİD saldırısında yaralanan öğretmen İzzettin Çevik, katliamın ardından yaşananları anlattı.

Ankara Garı önündeki saldırıda, İzzetin Çevik’in kızı Başak Sidar Çevik ile kardeşi Nilgün Çevik hayatını kaybetmiş, eşi Hatice Çevik ise yaralanmıştı.
Zihinsel engelli çocuklara eğitim veren bir okulda öğretmen olan İzzettin Çevik, geçen yıl katliamdan bir hafta önce, bir kafe kiralamış ve adını ‘Güvercin’ koymuş. Şimdiyse kafedeki tabelalardan Nilgün ve Başak’ın isimleri ayrı ayrı tabelalarda yazılı olarak asılı duruyor.
Cumhuriyet’ten Mahmut Oral’a konuşan Çevik, patlamanın ardından çocukları, eşi ve kardeşini düşündüğünü belirterek, ‘o an’ı şöyle anlattı: “Çocuklarımı, eşimi, kardeşimi düşünüyordum, kendimi de düşündüğümü hatırlıyorum. Yaralılardan bir halka oluşmuştu. Ne kızımı ne de kardeşimi tanıyabiliyordum. Sonra bir baktım ki Hatice yanıma gelmiş, kucağıma sığınmış ben de onu sarmışım. Hatice, kızımızın nerede olduğunu soruyordu. Biraz daha bakınınca kız kardeşimi yatanlar arasında seçebildim. Hâlâ da kızımı göremiyordum. Yerde elbiseleri kızımınki gibi olan biri vardı. Plastik bir mağaza mankeni gibi yatıyordu. Kolu, elleri, ayakları ve teni sanki erimişti. O sırada yerde gördüğüm kişinin kızım olduğunu idrak edebildim. O an kendime kızmaya başladım.”
“Eğer kızım buysa ölmüştür, o zaman kardeşim de ölmüştür” diye düşündüğünü, kızı, eşi ve kardeşini kendisinin mitinge getirdiğini ifade eden Çevik, “Öfkelendim. Neden bana neden bir şey olmadı diye. Çünkü artık çığlıkları, kucağıma sığınmış olan eşimi, yerde yatan cenazeleri ve diğer bütün detayları algılamaya başlamıştım. İnsanın rüyasında bile görmeyeceği bir kâbusu, düşünmek bile istemediği şeyleri yaşadım” diye konuştu.
‘Ölene kadar eşimin ruhunu iyileştirmek için mücadele edeceğim’
Çevik, eşinin tedavisinin devam ettiğini, malulen emekli olması için başvuru yaptıklarını ifade ederek, ameliyatı ve tedaviyi üstlenen tabip albayın, 15 Temmuz sonrası ortalıkta görünmediğini anlattı.
Eşi Hatice Çevik’in ‘çok özel ve çok insancıl’ bir kadın olduğunu, böylesine naif bir insanın başına böyle durumların gelmemesi gerektiğini ifade eden Çevik, şunları söyledi: “Kızımızın yerine ikimiz birlikte ölseydik bile onu mutlu ederdi ama olmadı. Fiziksel olarak tedavisi bir yerlere geldi. Şimdi ruhen de bir yerlere gelmesi için gayret ediyoruz. Ben bu kadar acı çekiyorsam, onun ne kadar acı çektiğini anlatmam mümkün değil. Ölene kadar onun ruhunu iyileştirmek için mücadele edeceğim. Başak Sidar’ın iki kardeşi var. Başta onlar da bu olayı kabullenemedi. Ama sonra kanıksadılar. Yine de ablalarının adını söyleyemiyorlar.”
‘Çocukların ölümüne sevinilir mi?’
Savaşın en çok çocukları vurduğuna işaret eden Çevik, “Olan çocuklara oluyor, ölenler hep çocuklar oluyor. Üniforma giydirilmiş çocuklar ölüyor. Çocuklara üniforma giydirip birbirlerini öldürtüyorlar. Trabzonlu bir insanın ya da Antalyalı bir ailenin, üniformalı çocuğunun ölümüne nasıl sevinebilir bir insan? Buradaki bir ailenin dağda ölen çocuğuna batıdaki nasıl sevinebilir?” dedi.
‘Devletin gözünde kaybedilmiş olanlarız’
Katliamın ardından yapılan basın açıklamasında bir gazeteci dönemin İçişleri Bakanı Selami Altınok’a “İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye sormuş, “Güvenlik zaafiyeti yoktur” karşılığını almıştı. Bu sırada, dönemin Adalet Bakanı Kenan İpek’in gülümsemesi dikkati çekmişti.
Bu tavrı asla unutmayacağını, kendilerinin rencide edildiğini ifade eden Çevik, “Biz devlete ait olmayanlardanız. Biz devletin gözünde olmayanlardanız, kaybedilmiş olanlardanız. Devlet bizim için, ‘yarın öbür gün bunlarla bir araya geliriz, otururuz’ diye bir düşüncede değil. Bakın biz milli takım maçlarında yuhalandık. Sanki yuhalanınca milli takım kazandı” diye konuştu.
Çevik, bugüne dek devlet tarafından sıkça ayrımcılığa uğradığını savunarak, olayın ardından açılan davaya değindi: “7 Kasım’da duruşma görülecekmiş. Bu olayla ilgili dava olacak. Ama avukatlarımıza karşı da dava açıldığını biliyoruz. Polis ve asker avukatlarımıza dava açmış. Ortaya çıkan belgeler yüzünden sanırım. Bir de şu var bizi rahatsız eden. Ölen çocuklar için devlet 30’ar bin lira tazminat önermiş, avukatlarımız öyle dedi. Bunu Emniyet’teki müdürlerle konuşup ‘Ayıptır’ dediğimizde, başlarını öne eğdiler.”
Kendisi de öğretmen olan Çevik, darbe girişiminin ardından çeşitli bahanelerle işten çıkarılan öğretmenlerin, açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığını, iktidarın güçlendikçe antidemokratik olduğunu söyledi.