Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek Yardımcısı Fuat Oktay, gerekse AK Parti yetkilileri, Avrupa Konseyi’nin, Türkiye’nin oy hakkının elinden alınmasına ya da Avrupa Konseyi’nden çıkarılmasına varabilecek izleme süreci konusunda yaptıkları açıklamalarda, ‘bağımsız Türk yargısına‘ atıf yaptılar.
Erdoğan’ın Kavala dava süreci konusundaki ‘Bizim mahkemelerimizin bu konuda vermiş olduğu bir karar var. AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş bizi çok ilgilendirmiyor‘ sözü seçmene ‘dış müdahalelere karşı dik duruş‘ gibi gelebilir.
Ancak hukuksal açıdan bakıldığında, söylemden/slogandan öteye gitmediği çok açık.
Türkiye Cumhuriyeti 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Türk vatandaşlarının bireysel başvuru hakkını, 1990’da da AİHM’in zorunlu yargı yetkisini kabul etti. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na yerleştirildi. Böylece AİHM kararları, Anayasa uyarınca ‘Türk yargı sisteminin bir parçası‘ haline getirildi.
Bu çerçevede, AİHM kararlarından bahsederken ‘bizim mahkemelerimiz‘ diye bir ayrım yapmak, gerçeğin sadece bir parçasını dile getirmekten öteye geçmiyor.
İşin ilginç tarafı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu göreve seçilmeden önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından gelen hakkını kullanarak, AİHM’e başvuru yapmış olması.