Bir sözcük, anlamını halkın vicdanından değil, iktidarın ağzından alıyorsa artık gerçeğe değil güce aittir. ‘Casusluk’, ‘ajanlık’, ‘devlet güvenliği’ gibi kelimeler de bugün Türkiye’de anlamını yitirmiş, iktidarın elinde birer cezalandırma aparatı haline gelmiş durumda.
Bugün Ekrem İmamoğlu’nun, kentin kaynaklarını halk için kullandığı; Merdan Yanardağ’ın, kamusal hafızayı diri tuttuğu için casuslukla suçlandığı yepyeni bir davayı anlamaya çalışıyoruz. Bu insanların yaptığı, devletin gizli bilgilerini satmak, yabancı güçlere hizmet etmek şöyle dursun, tam tersine halkın menfaatini korumak.
Yani suçları, demokrasinin en aslî gereği olan yurtsever bir bilinçle işlerini yapmak, görevlerini olması gerektiği gibi sorumlulukla yerine getirmek.
Son yaşadıklarımızı Graham Green’in casusluk öykülerinde kuvvetli şekilde yer alan sistem eleştirisiyle birlikte düşünerek değerlendirebiliriz. Greene’in romanlarında casuslar, devlete ihanet ettikleri için değil, devlete artık inanamadıkları, güvenemedikleri için tehlikelidir. Green’e göre “En kötü düşmanlarımız cahil ve basit insanlar değil, okumuş ama ahlakları bozuk olanlardır.”
Kendine odaklı, çıkarcı, işbirlikçiler sadece bugünümüzü değil cumhuriyetimizi, demokrasiyi, hukuk ve adaleti savunanların esir alınmasına hizmet ettiklerini biliyorlar. Suskunluk ve eylemsizlik kadar günü kurtaran slogan siyaseti de sorgulanmalı. Gerçeği susturmak için kelimeleri çarpıtanlar şunu unutmasın: En derin sırlar bile bir gün vicdanın dilinde yankılanacak.