MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Yapay zeka Multiple Skleroz (MS) hastalığının resmini çizdi. MS’in kas güçsüzlüğü, görme kaybı, idrar tutamama, mesane ve cinsel fonksiyon sorunları, ağrı, uyuşukluk, yorgunluk, karıncalanma gibi belirtilerini tuvallere yansıttı.

MS bir bağışıklık sistemi hastalığı ve sinir sistemiyle beden arasındaki iletişimi bozuyor. Dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 85 bin MS hastası bulunduğu tahmin ediliyor.
Kronik otoimmün (bağışıklık sistemi) bir hastalık olan MS beyin ve omuriliği etkilediği için çok çeşitli nörolojik belirtilere yol açabiliyor.
MS’e bağlı yakınmalar ‘MS atağı’ sırasında ortaya çıkıp daha sonra iyileşebileceği gibi bir kısmı uzun dönem kalıcı olabiliyor. Bu belirtiler ciddiyet ve süre açısından da çeşitli.MS’i olan bir kişi genellikle bir veya birden fazla belirti yaşayabiliyor ancak bu belirtilerin hepsi herkeste görünmüyor. Yakınma ve belirtilerin olmadığı sessiz dönemler (remisyon) de hastalık seyrinde görülüyor.
Türkiye MS Derneği hastalığa dikkat çekmek için yapay zekadan hastaların yaşadıklarını farklı resim akımlarıyla ifade etmesini istedi. Ortaya çıkan 10 tablo ‘MSafeler’ başlığıyla Ataşehir Metropol İstanbul AVM’de sergilenmeye başlandı. Projeye ilaç firması Merck Türkiye destek verdi.

Belirtiler başlamadan tesadüfen çekilen MR yakalayabiliyor
Dernek başkanı Doç. Dr. Melih Tütüncü, 2000 öncesinde hastanın tanıya ulaşmasının sekiz, 10 yılı bulabildiğini ancak görüntüleme teknolojisindeki gelişmeyle birlikte bu sürenin günümüzde beş altı aya düştüğünü söyledi. Hatta artık yakınmalar henüz başlamadan MR görüntüleriyle (tesadüfen çekilen) MS yakalanabiliyor.
Tütüncü erken tanının çok önemli olduğunu söyledi: “Çünkü bu hastaların erken dönemde etkin tedavisiyle ataklarını engelleyebiliyoruz. Bütün amacımız erken tanı ve tedaviyle hastanın atak geçirmesini engelleyip ileride oluşabilecek özürlülüğü azaltmak.
Daha önce olmayan bir şikayetin en az 24 saat sürmesi MS atağı olabilir. MS lezyonunun çıktığı bölgeye göre (beyin veya omurilik) şikayetler (belirtiler) değişiyor.”

Kadınlarda üç kat daha sık
MS’de bağışıklık sistemi, sinir liflerinin çevresindeki koruyucu tabakaya (miyelin) saldırıyor ve iltihaplanmaya, hasarlara, doku bozukluklarına yol açıyor. Hastalık kadınlarda üç kat daha fazla gözüküyor.
Türkiye’deki çalışmalara göre hastaların yüzde 72’si kadın, yüzde 28’i erkek.
1950’lere kadar bütün romatizma hastalıklarının (romatizmalar da bağışıklık sistemiyle ilgili) sıklığı erkekle kadınlarda eşitti. 1950’lerden sonra ne olduysa bütün romatizmal hastalıklar kadınlarda neredeyse iki-üç kat daha sık görülmeye başlandı.
Tütüncü, hormonal faktörlerin etkili olduğunu belirterek, gebelikte hastalığın çok iyi seyrettiğini ancak lohusalıkta tekrar alevlenebildiğini ifade etti.
Hastalığın en sık görüldüğü dönem 20-40 yaş arası. Tütüncü bağışıklık sisteminin de bu yaşlarda daha aktif olduğunu söyledi.
Nöroloji uzmanına ulaşılan süre uzun
Derneğin yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Serkan Demir, güncel tedavilerin MS’i çaresiz bırakan değil, kontrol altına alınabilen bir hastalık haline getirdiğini söyledi:
“Kişinin MS atağıyla nöroloji uzmanına geliş süresi ne kadar kısaysa tanı alma süresi o kadar kısalıyor. Daha çok nöroloji uzmanına ulaşılan sürede problem var.”
‘Nadir hastalıklardan çıktı’
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, nadir hastalıkları genellikle 2 bin kişide bir görülüyor. Hesaplamalara göre Türkiye’de MS sıklığı 100 binde 90. Demir bunun MS’in nadir hastalıklardan çıkıp, toplumda bilinmesi gereken bir hastalığa dönüştüğü anlamına geldiğini söyledi.
Demir ayrıca MS ile ALS hastalıklarının toplumda çok karıştırıldığını da belirtti. ALS de beyin ve omurilik gibi sinir sistemi yapılarındaki hücreleri hedef alan bir hasarlayıcı rahatsızlık. Hastalığın ortaya çıkmasıyla kasların kontrolü giderek kayboluyor.
MS riskini artıran faktörler
Çok sık viral enfeksiyon geçirenlerde, özellikle Epstein Barr virüs enfeksiyonuna maruz kalanlarda, D vitamin eksikliği olanlarda, aşırı stres altında yaşayanlarda hastalığın gelişme riski artıyor.
MS kalıtsal bir hastalık değil ancak ailesel yatkınlık gözlenebilir. Bu nedenle göreceli olarak risk altında olabileceği düşünülen kişilerde gelişim riskini azaltmak için D vitamini eksikliğine dikkat etmeleri, aşırı stresten kaçınmaları, sigara içmemeleri, aşırı tuz tüketmemeleri, sağlıklı beslenmeleri ve spor yapmaları öneriliyor.