Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa kalkıştır. Bireysel bir reddediş bile muazzam bir kafa tutmayı ve potansiyel olarak kolektif bir pratiği besler. Reddin gücü başlangıçta belki kendini ruhta ve bilinçte oluşan “artık yeter” ya da “bir şey yapmalı” duygusuyla gösterir ama ezber bozucudur ve iktidarın otoritesini parçalayan eylemlerin önünü açar.
Eylem ve ayağa kalkış kölenin bilincini ve ruhunu silahlandır. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Efendi, Hegel’in ifadesiyle iki olgudan dolayı köle üzerinde hegemonyasını inşa eder: Korku ve çalışma…
Korku da temelde iki eksende kendini dışavurur: Ölüm korkusu ve efendinin gücünün kölede uyandırdığı korku. Aynı korku kölenin efendinin hizmetinde ölümüne çalışmasına yol açar. Bu dilemma birbirini besler.
Kırbaç ve korku efendinin en önemli silahlarıdır. Kırbaç çalıştırır, korku riayet ettirir. Efendi korku yayarak ya da korkuyu örgütleyerek varlığını inşa eder. Tarih boyunca efendiler ya da egemenler farklı korku rejimleri inşa ederek bilinç ve bedenleri sömürgeleştirmiştir.
Direniş bir güce karşı durmadır. Aynı zamanda bir mana dünyası kurma, reddediş, o gücü tanımama, onur ve özgürlükle kurulan ontolojik bağdır. Tarih bu yönde olağanüstü pratiklerle doludur. Direniş hızla sirayet eder. Ezilenler arasında görünmez ve kudretli bağlar oluşturur.