Yerel yönetim reformunu belediye başkanlarının yetkilerini artırmak veya azaltmak meselesi olarak görürsek fırsatı kaçırırız. Dünyadaki yeni tartışma daha farklı: Yerel demokrasi nasıl daha katılımcı, kamu harcamaları nasıl daha şeffaf, yürütme nasıl daha profesyonel, denetim nasıl daha bağımsız hale getirilebilir?
Avrupa Konseyi’nin son çalışmalarında da vatandaş katılımı, açık yönetim, demokratik dayanıklılık ve yerel düzeyde güvenin yeniden kurulması öne çıkıyor.
Türkiye kendi tarihsel idare hukuku birikiminden yararlanarak yeni bir sentez kurabilir.
Yerel iradeyi belediye başkanının şahsında değil, belediye meclisinde ve vatandaşın sürekli katılımında güçlendirmek; icrayı profesyonelleştirmek; imar ve ihale kararlarını çok katmanlı denetime açmak; merkezi idarenin vesayetini siyasi değil hukuki ve mali bir güvence olarak yeniden tarif etmek mümkün.
Yerel yönetimin amacı küçük küçük siyasi iktidarlar yaratmak değildir. Ama merkezi idarenin taşradaki bir uzantısına dönüşmek de değildir.
Aranması gereken model; güçlü yerel meclis, profesyonel icra, şeffaf bütçe, güçlü Sayıştay denetimi, ölçülü idari vesayet ve karar süreçlerine doğrudan katılan vatandaş modelidir.