Havuz Medyası tabir edilen mevkide aynı gün iki genel yayın yönetmeni, bir de eski yayın yönetmeni ile biri de iktidarın parçası olan bir köşe yazarı görevden alındı.
Bu operasyonu mırın kırınla da olsa eleştirecek cesaret bulan “iktidar gazetecileri” bile eleştiriyi“vefasızlık” üzerinden yapıyor.
“Bu kadar hizmet etmiş birilerine bu yapılır mı” diye.
Kime, neye hizmet etmiş? Gazeteciliğe mi? Hakikatin ortaya çıkmasına mı? Toplumdaki her sesin duyulmasına mı? Güçlüler karşısında güçsüzlere mi? Vicdan ve basın özgürlüğü, bilgi-haber-eleştiri hakkına mı?
Yok!
İktidara!
Kastedilen, “iktidara bunca hizmet ettiği halde maruz kalınan vefasızlık”!
Vefasızlıktan söz eden polisler, yargı mensupları, bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, memurlar, her köşeden emir kulları gibi.
“Kulluk kuvveti”nin neferi, copçusu, Tomacısı, gazcısı olarak gazetecilik!
Gazeteciliği “Hizmetkârlık” olarak kabullendiğinde, efendiler zaten çoktan seni “hizmetli” kabul ediyor.
Başını okşayan el ile arkana vuran tekme arasında fazla mesafe yok!
Yani “iktidara kulluk” meselesinden “iktidar”ı bile çıkar sen evladım; bu “Tek adam kulluğu”!
Kul isen, kölesindir. Alırlar, satarlar…
Büyük bir şey oldum zanneder kabarırsın; bir tekme atarlar!
Acaba oralarda kaç gazeteci ve okur bunun muhakemesini yapar; kaç kişi, “Efendiler ne yapmışsa doğrudur” diye bakar?
Bu nevi gazetecilik ile siyasetçilik, ne varsa, çürütüyor işte!
Kendileri de dahil.
Emir kulu polisler, emir kulu yargı, emir kulu parti, emir kulu seçilmişler, emir kulu atanmışlar, emir kulu valiler… emir kulu gazeteciler!
Fakat iktidar sefasında vefa ne lazım gülüm!
Okuyucuda, meslektaşlarında, mesleğinde, hakikat hizmetinde araman gerekeni, efendi kuyruğunda, kulluğunda aradığında, gün geliyor, sadece kul koltuğunu değil, çok önceden kendini de hepten kaybetmiş oluyorsun.
Hakikati kaybettiğinde haysiyetin de çoktan kaybolmuştu zaten.
İnsanların tekmelenmesine hizmet eden bir pabuca döndüğünde, zaten hep ayaklar altındaydın.