
C. HAKKI ZARİÇ
Biz önden gittik, Ülkü Tamer akşamında geldi Ören’e.
2014’te Melih Cevdet Anday Şiir Günleri’ne katılmak için gitmiştik Ören’e. Türkiye Yazarlar Sendikası’yla Ören Belediyesi’nin Melih Cevdet Anday adına düzenlediği şiir ödülünü o yıl Ülkü Tamer almıştı, tören için oradaydık. Türkiye Yazarlar Sendikası’nı temsil edecek, konuşma yapacak ve ödülü alırken Ülkü abiye eşlik edecektik. Ertan Mısırlı ve Nurullah Can da sendika yönetimini temsilen Ören’deydi.
Ne oldu anımsamıyorum ama tören Ören’de yapılmasına rağmen Milas Belediyesi’yle sürdürüyordu ortaklığını Türkiye Yazarlar Sendikası.
Hatırlıyorum da Ahmet Erhan bu ödülü aldığında ne kadar da mutluydu, evden çıkmak istemeyen şair Ören’e gitmek ve ödülünü almak için çocuk gibi heyecanlanıyordu. Bu da böyle bir geçiş anısı olarak dursun yazının içinde, onunla telefonda konuştuğumuzda sesine deniz esintisi ilişmiş gibi mutluydu. Akdeniz’e dönüyormuş gibi, Dionysos sen nelere kadirsin. Neyse efendim, söz bir şaire gelince daha nice şair nasipleniyor bundan.
küçük İskender anlatırdı, şiir yazmaya cesaret edip eskizlerini babasına gösterdiğinde Nâzım’la kıyaslanarak “Utanmıyor musun yazdıklarından?” diye azar işitmiş. Ülkü Tamer’e teslim edilmiş. İskender’in deyişiyle ‘Ülkü amca’ tutmuş elinden. Zaten Milliyet Çocuk’a yeniden biçim vermiş ve tirajını 5 binlerden alıp 100 binlere çıkarmış bir şairden başka ne beklenir? Okmeydanı’ndaki askerlik yıllarında Cüneyt Arkın’ı, Yılmaz Güney’i davet etmedi mi derslerine, bunu duyan Münir Özkul da bir süre sonra gelip Ülkü Tamer’le o sınıfta öğrencilerle ders işlemedi mi? Askerliği martta bitmiş olmasına rağmen, bir yolunu bulup dönem sonuna kadar okutmadı mı çocukları?
Ülkü Tamer bu, yapar…
Melih Cevdet Anday Şiir Günleri
Belki sonrasını artık Melih Cevdet’e komşuluk eden Şeref Birsel yazar, şenlikli bir yanı var çünkü olan bitenin. Tatlı restleşmeleri, uzaktan sözleri ya neyse…
küçük İskender, Özdemir İnce, Ahmet Erhan, Nihat Behram, Metin Cengiz, Süreyya Berfe, Hüseyin Yurttaş, İsmail Uyaroğlu, Turgay Fişekçi almıştı Melih Cevdet Şiir Ödülü’nü geçmiş yıllarda. Bakınız küçük İskender gene Ülkü amcasıyla bir sevinçte buluştu.
Ödülün jürisi de jüriydi hani: Sennur Sezer, Egemen Berköz, Eray Canberk, Refik Durbaş, Leyla Şahin ve Enver Ercan.
2014, ödülün 10’ucu yılıydı. Uçaktan inip mihmandarımızla gidiyoruz ama Ören yangın yeri. Zaten mermer ocakları dağı taşı delik deşik etmiş, bir de yangın vuruyor Ören’i. Öyle bir yangın ki kilometrelerce uzaktan görünüyor ateşin şiddeti, kül uçuşuyor her yerde. İçimiz yanıyor.
O gece ve sonraki günlerde tören olmadı. Sadece biz konuşmalar yaptık, Ülkü abi plaketini aldı, kitaplarını imzaladı ve orada bitti her şey.
Yangın nedeniyle bütün tören iptal edildi. İki gün sürmesi planlanan etkinlik için Ören’deydik, bir yandan da seviniyordum. Ülkü abi gelmiş, iki gün birlikte zaman geçirip ne güzel söyleşeceğiz. Belki kadeh kaldırır zamanı yudumlarız…

22 Ağustos 2014 günü akşamı törenin yapılacağı yerin hemen yanındaki kafeteryada oturmuşuz, Ülkü abi anlatıyor; Antep günlerini, sinemacı Nakıp Ali’yi. Bir ara ben “Nakip Ali” diyecek oluyorum, hemen düzeltiyor saygıyla: “Nakıp Ali.”
Yolculuğun nerden başlamıştı senin Antepli
Bir yolculuğun Davut’un demirci dükkânından
Bir yolculuğun Şükrü’nün götürdüğü bayram yerinden
Bir yolculuğun Mehmet Efendi’nin Camlı Kahvesi’nden
Bir yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasında
Bir çok yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasından[1]

Kitaba da adını veren ‘Bir Adın Yolculuktu‘ şiirinin 4’üncü bölümü böyle akıp gidiyor Ülkü Tamer’in. Kitap o yıl martta çıkmış, söyleşide görüşeceğiz diye yanımda götürmüşüm, imzalamış. Nereden nereye…

Bir editör hastalığı olarak söyleşi
Aramızda fotoğraf sanatçısı Bülent Örkensoy da vardı, rica ettim, fotoğraflarımızı çekti ve bir dergi editörü olarak daha oracıkta söyleşi yaptım Ülkü Tamer’le, fotoğrafları da hazır olunca Evrensel Kültür dergisinde yayınladık söyleşiyi, 2014 ekim ya da kasım sayısı olsa gerek. O söyleşiden bir soru ve bir yanıt şöyleydi:
Son kitabınız ‘Bir Adın Yolculuktu’ ile Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’ne değer görüldünüz. Şiirlerin yazım aşamasında ‘Rahatı Kaçan Ağaç’ın gölgesinde dinlendiğiniz oldu mu? Şiirleri, adı ve ödülüyle Melih Cevdet Anday sizin için neyi ifade ediyor?
“‘Rahatı Kaçan Ağaç’ın gölgesinde hep dinlenmişimdir. Melih Cevdet Anday benim vazgeçilmez şairlerimden biri. Sanatın onurunu hep korumuş bir yazardır Anday. Sıradanlıkların, ucuzlukların uzağında olmuştur hep. Bir tek kelime üstünde saatlerce düşündüğüne tanıklık etmişimdir. Ödüller beni pek ilgilendirmiyor, ama onun adını taşıyan bir ödüle değer bulunduğum için sevinçliyim.”

Gecenin günleri
O gece uzun masanın ucunda yan yana oturup uzun uzun konuştuk. Biraz da geç kaldık masaya, yol boyu güle eğlene konuştuğumuz ve şenlendiğimiz için yemeğe geç kaldığımızı da fark etmedik, biz gittiğimizde herkes oturmuş ve neredeyse başlamıştı yemeğe, iyi ki geç kaldık da masanın ucunda bir yere ilişip devam ettik sohbet etmeye… Suna Anday başta olmak üzere insanları masada bekletmişiz…
Yangın nedeniyle törenin plaket sonrası iptal edildiği için Ülkü abi döndü, Gümüşlük’e gitti. O günün öğleden sonrasında Suna Anday’ın konuğu olarak evlerine davet edilmiş, Melih Cevdet Anday’la birlikte yaşadıkları evde ağırlanmıştık. Ülkü abiyle oraya birlikte gitmekti planımız ama yangından kalan acıya yaslanıp ayrılmak zorunda kaldık. Artık o ev de yok ne yazık, var olmasına var ama artık Melih Cevdet’in anıları yok. Neyse…

1 Nisan şakası gibi
Zaman sözcüklerin yorulduğu yerlere gitti. Telefonlar, haberleşmeler, görüşelimler, yahu neredesin sitemleri… Uzadı gitti yıllar.
Ülkü abinin hastanede olduğunu öğrendiğimde Tevfik Taş’ı aradım; Merzifon Kitap Fuarı’ndaydım ve “Döndüğümde Ülkü Tamer’i ziyarete gidelim” diye önerdim. Düşünmeden kabul etti Tevfik…
Oysa aradığımda Ülkü Abi iyi olduğunu söyledi, belki de gidip yanında refakatçı kalabilirdik; buna gerek olmadığını, yakında çıkacağını, evde ya da sokakta görüşebileceğimizi anlattı telefonda. İçim rahattı biraz…
O günlerde bir gece geldi ölüm haberi. 1 Nisan 2018 hepimiz için zor bir gündü. Sabah ilk uçakla Merzifon’dan İstanbul’a geldim. İstanbul’dan bilet bulduğum ilk uçakla Bodrum’a gittim. küçük İskender ile buluştuk Bodrum’da ve birlikte Gümüşlük’e gittik. Yukarıdaki anısını Gümüşlük yolunda Ülkü Tamer’e veda etmeye giderken anlattı İskender.
Akif Kurtuluş, Latife Tekin, Özkan Mert, küçük İskender, Fahri Özdemir (Ülkü Tamer’in o zamanki yayıncısı ve Islık Yayınları’nın kurucusu) olduğu halde müthiş bir kalabalık ve saygı vardı son yolculuğunda. Anıları ve sevgisini biriktirip ona teşekkür ettik.
Toprağa emanet edip İstanbul’a dönmek için Bodrum’daki havalimanına gelip Fahri’yle bir masaya çöktük ve Ülkü abinin anısına birkaç kadeh cilaladık.
‘Yaşamak Hatırlamaktır’ değil miydi bir kitabının adı, yaşadıkça hatırlıyoruz Ülkü Tamer’i; bize öğrettiği, arkadaşlığı, kitapları, Türkiye PEN Yazarlar Derneği’ne kattıkları için ne kadar teşekkür etsek az.
Yeni a dergisi yılları için onunla ayrıca bir söyleşi yapamamış olmanın hüznüyle…
[1] Ülkü Tamer, Bir Adın Yolculuktu, Islık Yayınları, 1. Baskı Mart 2014, sf.18