Türkiye nakiti azalınca ne yapacak? Uzmanlardan beş farklı senaryo

Yabancı yatırımcılar, Türkiye’nin nakit kaynakları azaldığı durumda ne yapacağına dair beş farklı senaryo öngördü: Zaman kazanma, IMF, dost ülkelerden yardım, sermaye kontrolleri, Merkez Bankası (MB) hamlesi.

Fotoğraf: Reuters

Türkiye’nin 850 milyar dolar büyüklüğündeki ekonomisinin ihtiyaç duyacağı finansmanın miktarı son derece yüksek.

Reuters’a değerlendirme yapan analistler Türkiye’nin geniş ölçekli bir krize girmesi ve dış piyasalardan borçlanamaması halinde Ankara’nın olası bir temerrütü önlemek için 40 ila 90 milyar dolar arasında para bulması gerekeceğini tahmin ediyor.

Türkiye son iki yılda yüzde 40’tan fazla değer kaybeden liraya destek olmaya çabalarken, yatırımcılar döviz rezervi azalan Ankara’nın bu baskıyı nasıl tersine çevirebileceğini belirlemeye çalışıyor.

Pek çok ekonomist Türkiye’nin başına gelenleri gelişmekte olan ülkelerin başına gelen kur krizinin klasik bir örneği olarak görüyor.

Dış borçta yıllar süregelen artış ve cari açık, yatırımcının ani güven kaybıyla bir araya geldiğinde yerel para birimi hızla değer yitirirken, enflasyon bir anda yükselerek, MB’yi durumu kontrol altına almak için faizleri yükseltmeye zorluyor.

Faiz ve kurdaki yükseliş ekonomide resesyona yol açarken, daralmanın yarattığı şok, hanehalkı veya reel sektörün borç ödeyemez hale getirerek bankacılık sisteminde sorunlar yaratıyor. Böylece yüksek faizler dayanılmaz bir hal alarak yerel para birimini daha da değer kaybetmesine kapı aralıyor.

Bu döngü içinde yabancı yatırımların durması ve döviz kaynaklarının tükenmesi halinde Türkiye’nin uzun dönemli bir ekonomik daralmaya girerek cari fazla vermek dışında pek az seçeneği olacak.

Yabancı yatırımcıların olası gördükleri bazı senaryolar şöyle:

Uluslararası piyasalarda zaman kazanabilir…

Ankara’nın borçlanma maliyetleri birden arttı, ancak henüz uluslararası sermaye piyasalarından borçlanamaz duruma gelmedi. Türkiye görece düşük borç/milli gelir oranı sayesinde dış piyasalardan borçlanarak döviz temin etmeyi ve harcadığı rezervleri yenilemeyi tercih edebilir.

Türkiye’nin yıl sonuna kadar yüzde 35 civarına yükselmesi beklenen borç/milli gelir oranı birçok gelişmekte olan piyasa ülkesindeki seviyenin altında bulunuyor.

Türkiye, ekim ayından bu yana uluslararası piyasalardan altı defada 9.4 milyar dolar borçlandı ve bu yıl almayı planladığı 8 milyar dolar borçlanmanın yüzde 80’ini tamamladı.

… ama maliyetli olur

Ancak daha fazla borçlanma yapması gerekirse Ankara’nın bunu ekonomi baskı altındayken yapması çok yüksek maliyet yaratabilir. Geri ödeme yükümlülükleri de önümüzdeki yıllarda baskı yaratabilir.

Türkiye’nin ocak ayında ihraç ettiği 2 milyar dolarlık 10 yıl vadeli tahvilin getirisi yüzde 7.68 olmuştu. Getiri şu anda yüzde 8’in üzerine çıktı.

Bankacılar ve fon yöneticileri, Türkiye’nin bundan sonra yeni ihraçlarda 40-60 baz puan ek prim ödemek zorunda kalacağını tahmin ediyorlar.

Üst düzey bir bankacı, “Türkiye yarın tahvil ihraç edecekse bunu yapabilir, ancak maliyeti daha yüksek olur” dedi.

Tek başına çözüm olmaz

Öte yandan, borçlanmanın getireceği faiz yükü de Türkiye üzerinde ek baskı yaratabilir. Moody’s hesaplamalarına göre liradaki değer kaybı ve artan faizler nedeniyle Ankara’nın faiz ödemeleri geçen yıl nominal olarak yüzde 30.4, bu yılın ilk çeyreğinde ise yüzde 50’ya yakın arttı. Faiz ödemelerinin kamu gelirlerine olan oranının 2017’deki yüzde 5.9 düzeyinden bu yıl yüzde 8.2’ye yükseleceği tahmin ediliyor.

Sermaye piyasalarından borçlanmak Türkiye’nin sorunlarını çözmesine bir miktar yardımcı olsa da baskının daha da artması halinde tek başına bir çözüm oluşturamayacak.

IMF’nin kapısı çalınabilir

Türkiye Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) destek isteyebilir ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan IMF’ye şiddetle karşı çıkıyor.

Türkiye, son 50 yılda IMF’den değişik derecelerde neredeyse 20 kez yardım aldı. 2008’de sona eren son şartlı borçlanma programı kapsamında uygulanan kemer sıkma politikaları ise acı bir hatıra olarak hâlâ hafızalarda.

Fakat Türkiye’nin para bulacağı neredeyse hiçbir kaynak IMF’nin mali gücüne ve denetim ile denge sistemine sahip değil. Ayrıca IMF’nin varlığı yabancı yatırımcılar için de bir güven kaynağı oluyor.

Moody’s: Türkiye IMF konusunda fikir değiştirmez

Moody’s ülke riskleri grubu direktörü Yves Lemay, Erdoğan’ın IMF’ye şiddetle karşı çıkıyor olması nedeniyle Türkiye’nin fikir değiştirmesinin muhtemel olmayacağını belirtti.

Diğer taraftan UniCredit, yılın ikinci yarısında IMF ile bir anlaşma olasılığını hesaplarına dahil ederken, BlueBay Asset Management’ta yatarımlardan sorumlu Mark Dowding, Türkiye’nin ‘IMF’den yardım isteme olasılığının arttığını’ düşünüyor.

Türkiye dost ülkelerden yardım bulamayabilir

Zor durumdaki dost ülkelere yardım eli uzattığı bilinen Körfez Arap ülkeleri arasında Ankara’ya en yakın olanı Katar.

Katar, geçen yaz yaşanan kur krizinden sonra, 3 milyar dolar tutarındaki döviz swap anlaşması da dahil olmak üzere Türkiye’ye 15 milyar dolar yardım sözü verdi. Yardım lirayı destekleyecek swap anlaşması dışında proje, yatırım ve mevduat paketinden oluşuyordu.

Ancak kaynaklar ‘Katar ile görüşmelerin somut bir sonuca yol açmadığını’ belirtiyor. Ayrıca Türkiye’nin son dönemdeki finansal sıkıntıları sonrasında Katar’dan destek geleceğine dair bir açıklama yapılmadı.

Katar’ın en büyük bankalarından ikisi olan Qatar National Bank ve Commercial Bank’ın Türkiye’de varlıkları bulunuyor.

Körfezdeki diğer seçenekler ise sınırlı. Türk bankalarında yatırımları olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın 2017 yılında Körfez komşusu Katar’ı abluka altına almasından bu yana, bu iki ülke ile Katar’ı destekleyen Ankara arasındaki ilişkiler gergin.

Avrupa Birliği’nin veya üye ülkelerin ayrı ayrı Türkiye’ye destek olacağı şeklinde spekülasyon da gündeme geldi. Avrupa Birliği her ne kadar Türkiye’deki krizin ticaret ve bankalar yoluyla kendisine ekonomisine bulaşmasını engellemek isteyecek olsa da Brüksel Yunanistan’ın kurtarılmasından bu yana mali yardıma ‘IMF’nin de katılmasını’ istiyor. Ayrıca Avrupa’da büyük hacimli mali yardım verilmesinden yana siyasi irade bulunmuyor.

Geriye Rusya ve Çin kalıyor. Her iki ülke de BRICS bankasının ya da yeni adıyla New Development Bank’ın bir parçası. Ancak, yalnızca 100 milyar dolar sermayeye sahip olan bu banka ülkeleri kurtarmaktan ziyade altyapının projelerini finanse edecek şekilde tasarlandı.

Hükümet sermaye kontrolleri fikrine yabancı değil

Hiçbir ülke sermaye kontrolleri başlatmak istemese de krize düşenlerin birçoğu bunu yapmak zorunda kalıyor. Türkiye, yerel bankaların mart ayında yabancı bankalarla lira işlemlerine kısa bir süreliğine de olsa durdurmasıyla bu fikre yabancı olmadığını gösterdi.

Ayrıca Türkiye dolar transferleri konusunda ufak kısıtlamalar getirdi ve finansal piyasalar bu konularda başka şeyler olacağını da fiyatlıyor gibi görünüyor.

Türk bankalarının fiyat/defter değeri oranı, kriz sırasında sermaye kontrollerini devreye alan Yunanistan’ınkine yaklaşmış durumda. Ayrıca bankaların ve devletin borcunu iflasa karşı sigortalamanın maliyeti (CDS) o kadar yükseldi ki, sadece geçmişte seri temerrüte düşen Arjantin ile mukayese edilebilir durumda.

Ancak sermaye kontrolleri başlatmanın maliyetli olacağı belli. Analistler Türkiye’nin geniş kapsamlı ‘sermaye kontrolleri başlatması halinde yabancı yatırımların durabileceği, kamunun da harcamaları kısmak zorunda kalarak resesyonun daha da güçleneceği’ uyarısında bulunuyor.

MB parasal sıkılaştırmaya gidebilir

Türkiye Rusya’yı kendine örnek alabilir. Rusya 2014 yılında birçok büyük MB’nin kullandığı bir araç olan enflasyon hedeflemesini kontrolü altına alarak finansal krizinin üstesinden geldi.

MB aynı şeyi yapmak isterse ‘şu anki hamlelerini tersine çevirmesi ve para politikasını sıkılaştırması’ gerekecek. Ancak bu da faizlerin düşürülmesi çağrısında bulunan ‘Erdoğan’dan kontrolü almak gibi zorlu bir adım’ atılmasını gerektiriyor.

Pictet Asset Management’ın kıdemli ekonomisti Nikolay Markov, “Merkez bankası ülkeyi kurtarmak için kilit bir aktör olmalı. Krizle başa çıkmanın tek yolu enflasyonu ile mücadeleye sahip çıkmak, enflasyonu hedeflere doğru geriletmek ve TL’nin değer kaybını sınırlamak için faizleri artırmak” dedi.

Son ‘genişleme’ ile MB’nin mesajı karmaşıklaştı

Lira bu yıl dolar karşısında yüzde 12 değer kaybetti. Enflasyon geçen ay beklenmedik bir şekilde yüzde 19.5’e geriledi.

MB enflasyonun öngörülmeyen şekilde tekrar yükselmesi halinde faiz artışına gitmeyi göz ardı etmiyor, ancak salı gününden itibaren ortalama fonlama maliyetinin düşürülmesi merkez bankasının bu mesajını karmaşık hale getirdi.

İş Bankası’ndan ‘serbest piyasa’ çağrısı: Dolar 6.11’i, borsa 84 binin altını gördü

Bloomberg: Hükümet, bankaları Hazine’ye borç vermeye zorluyor

BDDK kararı: 100 bin dolar üstü döviz alımında para hesaba bir gün sonra geçecek

Döviz mevduat hesaplarındaki kesinti yüzde 5 artırıldı

‘Merkez’den Hazine’ye para aktarmak için yasa geliyor

Merkez Bankası’nın 40 milyar lirası Hazine’ye aktarılacak

Hazine’den nisanda 14 milyar lira açık

Merkez Bankası’ndan Hazine’ye ‘avans’ın miktarı belli oldu: 37 milyar lira