Yazının başlığına bakıp “Hayrola bir yere mi gidiyorsun” diye düşünmeyin. Yok öyle bir şey.
Ülkenin medya düzeninin ulaştığı nokta böyle; her yazıyı “son yazı olabilir” şuuruyla kaleme aldığımız bir süreçten geçiyoruz, maalesef.
Dedim ya, Siyasal İktidar medyanın tümünü yönetmek istiyor, hiçbir gazete ve TV’de canını sıkacak yayın görmeye tahammülü yok.
Hatırlayın… Yolsuzluk haberlerine yer veriyor diye ağır fırça yiyen medya yöneticisi “Gereğini yaparım efendim” deyince, “Neyin gereğini yapacaksın, bugüne kadar neyin gereğini yaptın” hışmına uğramıştı.
Fakat otoritenin öfkesine nasıl karşılık verileceğini çok iyi biliyordu, “Kendimle ilgili gereğini yapacağım” deyip literatüre müthiş bir cümle kazandıracaktı.
Karartma nasıl olur örnekleyelim… Mesela… Diyarbakır-Bingöl Karayolu’nun teröristlerce kapatıldığını, çukurlar kazıldığını, kayalarla yolun kesildiğini ve bunun haftalarca sürdüğünü hiç bilmeyecektiniz. Haber yapanlar, vatana ihanetle suçlandı.
Türkiye’nin Suriye sınırından silah geçişlerine uzun bir süre göz yumduğunu, IŞİD’in Reyhanlı’yı adeta bir “alışveriş merkezi” olarak kullandığını yazan Washington Post haberini duymayacaktınız. Yazanlar ABD işbirlikçisi oldu.
22 Temmuz’daki polis operasyonunda yaşanan onlarca hukuksuzluğu bilmeyecek, avukatların ve polis ailelerinin isyanını duymayacaktınız. Duyuranlar otomatikman “paralel” ilan edildi.