Halkın önemli bir bölümünün haberlerini televizyondan aldığı bir ülkede yaşıyoruz. Ve televizyon hiç bu kadar faydasız hatta yıkıcı bir ev eşyası olmamıştı… Geçen hafta Redhack’in ifşa ettiği yazışmalar üzerine Aydın Doğan “Kırk yıldır devletimiz ve milletimizin çıkarlarını savunduk. Bağımsız yayınımızı sürdüreceğiz”diyerek anlatım bozukluğu dediğimiz şeyin kategorik tanımını yapan cümleler sarf etti. Tam o sıralarda aralarında imc TV ve Hayatın Sesi’nin de olduğu on iki televizyon ve on radyo kanalının yayınları birer birer kesiliyordu.
Birkaç gün içinde bu kanalların kapılarına mühür vuruldu, yayın malzemeleri TRT’ye devredildi. Aynı akşam kapatılan TV kanalları o kanalları temsil edenlerin yokluğunda güya CNNTürk’te konuşuldu. Yayından hemen önce Galatasaray Meydanı’ndaki protestoda CNNTürk’ün ne oradakilere mikrofon uzatan bir muhabiri ne de görüntü alan bir kameramanı vardı. OHAL fırsatında, hukuksuz biçimde kapatılan yayın organları CNNTürk ekranında doğru düzgün bir haber olmak bir yana, sadece kerhen gündeme geldi.
İşte sorunumuz tam da bu. Haber alma hakkımız, “güya” yapılan haberciliğe, sahte demokrasi ve sahte bağımsız yayıncılığa, Aydın Doğan’ın yukarıdaki lafında vücut bulan topyekün bir anlatım bozukluğuna mahkum edilmiş durumda. Sorulurmuş gibi yapılan sorulara mahkum edilmek isteniyoruz. Kapatılan kanalların varlık sebebi de burada yatıyor.
Sesi duyulmayanın sesi olmak, öteki hakkında değil, ötekiyle birlikte haber yapmak, sahte gündemi değil hakikati ekrana taşımak, imc’nin, Hayatın Sesi’nin, TV10’un yola çıkış noktası, yol haritasıydı. Şimdi hakikatle temasımız kesilmiş durumda. O hakikate en çok ihtiyacı olanların umursamazlığına karşı ise öfke ile vazgeçmişlik arasında gidip gelen bir duygu hali hakim.