Sultan Özer: Saldırılar, bu tür olayların yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamayacağını gösterdi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

“Çocuklar, kadınlar, insanlar ölürken neredeydiniz?”

Bu soru, son yıllarda Türkiye’de yaşanan her büyük felaketin ardından tekrar tekrar sorulan bir hesaplaşma cümlesine dönüştü. Yalnızca bir öfke ifadesi değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve kurumsal bir çöküşün özeti. Kadın cinayetlerinden okul saldırılarına, iş cinayetlerine kadar uzanan geniş bir tabloda, sorunun muhatabı da her geçen gün daha netleşiyor.

Son olarak Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar, bu tür olayların yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamayacağını herkese gösterdi.

Gerçekten de “Aile Yılı” ilan edilen bir dönemde, en çok çocukların, en çok kadınların yaşamını yitirmesi; açıklanan politikaların, verilen sözlerin nasıl karşılıksız kaldığını bir kez daha gösteriyor.

Çocukların maruz kaldığı yapısal şiddetin en somut örneklerinden biri ise artan çocuk işçiliği. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) adı altında sürdürülen sistemde, çocuklar eğitimden koparılıyor, sermaye için ucuz ve güvencesiz iş gücüne dönüştürülüyor. Küçücük bedenler makinelerin arasında sıkışırken, yaşanan ölümler çoğu zaman “kaza” olarak kayda geçiyor.

Bütün bunlar, giderek derinleşen toplumsal çürümenin farklı yüzleri. Bu çürümenin bir başka boyutu ise şiddetin gündelik hayatın olağan bir parçası haline gelmesi…

Sultan Özer’in yazısı