Sivil toplum kuruluşlarından iktidara: İklimi de bizi de koruyacak bir kanun istiyoruz

Aralarında Greenpeace’in de olduğu sekiz kurum, iktidarın hazırladığı iklim kanunda eksikler olduğunu belirtti: “Hem iklimi hem de bizi koruyacak bir kanun istiyoruz.”

Fotoğraf: AA

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Ekim’deki Meclis açılışında iklim kanunun yıl bitmeden yürürlüğe girmesini hedeflediğini söylemişti.

Çevre dernekleri, ilk kez yürürlüğe girecek iklim kanununun taslak yazım sürecine dahil edilmediklerini belirterek eksikliklere dikkat çekti.

Sekiz kurumun ortak açıklaması şöyle:

‘2053 net sıfır hedefi eklenmeli’

* Türkiye’nin 2021’de Erdoğan tarafından açıklanan 2053’e yönelik bir net sıfır hedefi bulunuyor. 2053 net sıfır vizyonuyla uyumlu bir dönüşümün hukuki garantisi ancak bu tarihin iklim kanununda yer alması halinde olabilir.

‘2030 mutlak emisyon azaltım talebi eklenmeli’

* Uzun vadeli hedeflere ulaşmak ancak anlamlı ara hedeflerin ortaya konulmasıyla mümkün olabilir. Türkiye’nin, 2053’te net sıfır hedefine ulaşabilmesi için, 2020’ye kıyasla 2030’a kadar en az yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı hedeflemesi gerekiyor. Emisyon azaltım hedefinin bu doğrultuda güncellenmesi ve hedefe ulaşmak için somut adımların atılması halinde, bunun Türkiye ekonomisi üzerinde olumlu etkileri olacağı açık.

‘Uyum politikaları net şekilde tanımlanmalı’

* Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. İçinde bulunduğumuz dönemde de yaşadığımız kuraklık, yağışlarda azalma, sel, fırtına gibi olayların şiddeti ve sıklığının daha da artacağı öngörülüyor. Bu nedenle tarım, balıkçılık, ormancılık gibi iklim etkilerine karşı en kırılgan alanlar başta olmak üzere tüm ekonomik sektörlerin, sağlık politikaları ve sağlık hizmet altyapısı ile çalışma hayatının, sosyal hizmetlerin ve kentsel altyapıların iklim değişikliğinin etkilerine uyum önlemleri ile güçlendirilmesi gerekiyor.

‘İklim Politika Kurulu ve Bağımsız Bilimsel Danışma Kurulu kurulmalı’

* Kanunda iklim hedeflerinin belirlenmesi, hedeflere ulaşıp ulaşılmadığının izlenmesi, raporlanması ve denetlenmesi süreçleri detaylı olarak tasarlanmalı. Bu süreçlerde ‘kapsayıcılık’, ‘bağımsızlık’, ‘bilim temellilik’, ‘uygulamada eşgüdüm’, ‘izleme ve denetimde şeffaflık’ ile ‘hesap verebilirliği’ garanti altına alacak kurumsal yapılar/mekanizmalar oluşturulmalı.

‘Adil geçiş mekanizması eklenmeli’

* İklim değişikliğiyle mücadele karbon yoğun, kirli sektörlerin terk edilmesini ya da dönüştürülmesini gerektiriyor. Net sıfır hedefiyle uyumlu bir enerji dönüşümü için kömürlü termik santrallerin kapatılması ve kömür madenciliğinin terk edilmesi kaçınılmaz.

* Bu süreçte fosil yakıtlara dayalı bir enerji sisteminin doğurduğu toplumsal mağduriyetlere (hava kirliliği sonucu erken ölümler, tarım arazilerinin yok olması, doğal alan kaybı, mülksüzleşme vb.) plansız bir çıkışla birlikte yeni mağduriyetlerin eklenmemesi için adil geçiş mekanizmalarının kurulması şart.

‘İklim adaleti perspektifi dahil edilmeli’

* İklim değişikliğinin etkilerine karşı en kırılgan kesim olan başta kadınlar, çocuklar, engelliler, yoksullar olmak üzere tüm kişi ve gruplara, iklim değişikliğine karşı direnç kazandırılmalı ve bu etkilere karşı gerekli uyum kabiliyetinin sağlanmasını kanun garanti altına almalı. Türkiye olarak, iklim adaletini gerçek kılan, kimseyi geride bırakmayan, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, gelecek nesillerin haklarını dikkate alan ve yapısal eşitsizlikleri gidermeye odaklı bir iklim kanununa ihtiyacımız var.

‘Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) bölümü revize edilmeli’

* Emisyon Ticaret Sistemi, ancak iddialı bir emisyon azaltım hedefi olduğunda ve sektörler için caydırıcı bir karbon fiyatı öngördüğünde işlevli olabilir. Ancak Türkiye’nin iddialı bir emisyon hedefi yok. Ayrıca taslakta yer alan ETS sistemi, bazı sektörlere emisyon izinlerinin ücretsiz verilmesi riski taşıyor. Bu da tıpkı Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nin ilk yıllarında olduğu gibi birçok sektöre ücretsiz emisyon izni verip karbon fiyatlarını düşürebilir.

* Öte yandan taslakta öngörülen gönüllü karbon piyasalarından edinilecek denkleştirme araçlarının (basit bir ifadeyle tesislerin veya işletmelerin sorumlu oldukları emisyonları ağaçlandırma vb. uygulamalar sonucu engellediği veya azalttığını belgeleyerek telafi etmesi) da ETS’ye dahil edilmesi emisyon azaltımına yönelik bir piyasanın oluşumunu daha da zorlaştırır.

* AB’deki piyasaya göre düşük bir karbon fiyatı, Yeşil Mutabakat kapsamında kurulan sınırda karbon düzenlemesinden kaynaklanan maliyetlerin faturasının kamu kaynaklarından ödenmesine neden olacak. Ayrıca bu mekanizma iyi tasarlanmazsa şirketlerin kendilerine dağıtılacak bedelsiz kirletme hakları üzerinden haksız kazanç elde etme riski yüksek. Bu da ülke kaynaklarının sosyal adalete uygun bir şekilde dağıtılmasını engelleyecek.

İmzacı kurumlar

  • Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı – HUDOTO
  • WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
  • Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
  • Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe)
  • Türetim Ekonomisi Derneği
  • 350 Türkiye
  • Fosil Yakıtların Ötesi (Beyond Fossil Fuels)
  • Greenpeace Türkiye
  • Yeşil Düşünce Derneği