MURAT SEVİNÇ
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünkü TV konuşmasında Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına da değinmiş. Malum, Erdoğan (o gün iyi günündeyse!) siyasi rakiplerinden ‘sen’ diye söz ediyor. Eğer konuşmanın konusu birden çok kişiyse, ‘bunlar’ nitelemesini tercih ediyor. Bütün muhalifler, en hafif tabirle ‘bunlar’ konumunda. Misal, bu satırların yazarı olarak ben, bir ‘bu’yum. Okuyanlar olarak sizler, ‘bunlar’sınız. Terörist, vatan haini, üst akıl, haysiyetsiz, dolar lobisi vs. olmadığım/olmadığımız günlerde!
Herhalde gelecekte, yaşadığımız zamanın giderilmesi gereken ciddi hasarlarından biri söz konusu ‘dil’ olacak. Tüm topluma ve her düzeydeki tartışmaya sirayet eden dil…
Bu yazıda bir kez daha, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde oluşu sanki bir pozitif hukuk sorunuymuş ve olan bitenin ‘norm’ ve ‘olağan’ yargı süreciyle, ceza yasaları vs. ile ilgisi varmış gibi davranalım. Ben de bir kez daha ‘miş’ gibi yaparak, ‘aptalca’ bir yazı daha kaleme alayım!
Buyurun…
Selahattin Demirtaş’ın adaylığı, kendisinin bir ‘yüzü’ olup olmaması tartışması mı, yoksa bir ‘hak’ sorunu mu?
Öncelikle: Selahattin Demirtaş, serbest bırakılmalı.
Eğer yargılanıyorsa (ki öyle!), tutuksuz yargılanmalı.
Tutuksuz yargılama, yalnızca bir yurttaş olarak benim ‘dileğim’ değil, ‘hukukun’ gereği.
O ‘hukuk’ gerek ulusal gerekse uluslararası ilkeleri, kuralları ve yargı kararlarıyla, ‘tutukluluğun’ koşullarını belirlemiştir.
Yargılama faaliyetinde; ‘bence’ delilleri karartır, ‘bence’ kaçma şüphesi var, ‘bence’ suçluluğu hakkında kuvvetli belirti var, şeklinde bir yorum yapılması mümkün değil.
Delilleri karartma ihtimalinin, kaçma şüphesinin, suçluluğu hakkındaki güçlü belirtinin, elle tutulur/ikna edici biçimde gerekçelendirilmesi gerekir.
Selahattin Demirtaş, önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde milyonlarca oy almış, yıllarca bir partinin eş genel başkanlığını yapmış bir siyasetçi.
24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanı seçiminde, adaylardan biri.
24 Haziran’da da muhtemelen milyonlarca oy alacak.
Bu çapta bir siyasetçinin, tahliyesi durumunda ‘kaçmayacağı’ her orta zekâlı yurttaş tarafından tahmin edilebilir.
Selahattin Demirtaş’ın, diyelim ki kaçma şüphesi nedeniyle tutukluluğunun devamı yönünde verilen bir karar, kendisini seven ya da sevmeyen tek bir yurttaşı dahi iknadan uzak.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, dünkü konuşmasında, bir diğer ‘cumhurbaşkanı adayı’ Selahattin Demirtaş’ı kastederek, “İçeride olan kişi cumhurbaşkanlığına aday oluyor, hangi yüzle aday oluyorsun?” sorusunu yöneltmiş.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı, gerekli koşulları taşıyan tüm yurttaşlara hak olarak tanınmıştır. Adayların hangi yüzle neye aday olduklarının tespiti ise, hukukun konusu değil.
Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekli koşullara sahip bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı.
‘İçeride’ oluşu, cumhurbaşkanı adayı olmasına engel değil.
Çünkü henüz yargılaması tamamlanmadı, hakkında hüküm verilmedi. Dolayısıyla Selahattin Demirtaş hakkında, adaylığına engel olacak bir hukuksal durum söz konusu değil.
Ayrıca, velev ki hakkında hüküm verilmiş ve adaylık şansını kaybetmiş olsaydı: Bu durumda hiç kuşkusuz adaylığı reddedilirdi. Ancak kamuoyunda ‘siyasi suç’ diye bilinen kategori ‘konjonktüreldir’ malumunuz. Bir günün siyasal suçlusu, ertesi günün kahramanı olur.
Belki hatırlarsınız, daha üç beş yıl önce İsviçre’de yürütülen ‘darbe’ davalarında, onlarca yurttaşa yüzlerce yıl mahkumiyet verilmiş, ardından işin içinde İsviçre bürokrasisini ve yargısını ele geçiren bir cemaat grubu olduğu anlaşılınca mahkum olanlar serbest bırakılmış, o yargı sürecinin müsebbibi olan İsviçreli hakim ve savcılar, ya İsviçre dışına kaçmış ya cezaevine girmişti. Hatırladınız mı?
Ayrıca şunu da unutmamak gerekir, siyasal içerikli suçlardan cezaevine giren çok sayıda insan, devir değiştiğinde ‘cumhurbaşkanı’ dahi olabilmiştir. Dünyada ve dikkatli bir incelemeye tabi tutulursa Türkiye’de örneklerini bulmak mümkün!
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, yine aynı konuşmasında şunları söylemiş:
“Bunların (Perinçek dışındaki üç cumhurbaşkanı adayını kastediyor) millilik, yerlilik, adalet anlayışı bu. Demokrasi bu değil. Siyaset bu değil. Bu ülkeyi yakıp yıkacak, ondan sonra da buna ‘Çık, faaliyetini de istediğin gibi sürdür’ diyeceksin. Böyle bir şey olamaz. Ben bu noktada adaletin bir an önce tecellisiyle, adaletin bunlara gereken dersi vereceğine de inanıyorum.”
Selahattin Demirtaş henüz yargılanıyor.
Bildiğim kadarıyla cezaevine, ‘sağı solu yakıp yıkmak’ suçlamasıyla girmedi. Sayısız fezleke birleştirildi ve sonunda tutuklandı.
Erdoğan’ın “Elinde 53 kişinin kanı var” diyerek hatırlattığı ise ‘6-8 Ekim’ olayları. Bilindiği gibi konuya ilişkin suçlamanın temelinde, HDP MKYK’sinin ‘kurumsal sosyal medya hesabından’ yapılan ve halkı sokağa davet eden bir çağrı var. Vahim olaylar ve ölümler ile bu çağrı arasında illiyet bağı olduğu düşünülüyor. Demirtaş, o kurulun bir mensubu.
Demirtaş, her ne kadar MKYK mensubu olsa da, 6-8 Ekim olayları öncesinde ‘kendisinin’ yaptığı bir çağrı olmadığını defalarca yineledi. Aksi yönde bir delil de yok, takip edebildiğim kadarıyla. Nitekim bireysel başvuruyu Aralık 2017’de karara bağlayan AYM de, Demirtaş’ın, çağrıyı yapan MKYK’nin ‘bir mensubu’ olduğuna atıfla yetiniyor. Her neyse, bu konudaki kararı da mahkeme verecek nihayetinde ve henüz vermiş değil.
Dolaysıyla, bıkıp usanmadan gündeme getirilen ‘azmettirme’ gibi bir fiilden söz etmek, şu aşamada mümkün değil. Ortada henüz yalnızca bir ‘iddia’ var.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özetle, ‘suçluluğu hükmen sabit oluncaya dek herkes suçsuzdur’ anlamına gelen ‘suçsuzluk karinesi’ ilkesini, herhangi bir tartışmaya mahal vermeyecek kesinlikte kabul ediyor. Savaş koşullarında dahi, ‘suçluluğu hükmen sabit olmayan bir kişi,’ suçsuz sayılır. Bunun ‘bencesi’ ‘sencesi’ olmaz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda, yargıya ‘müdahale edilemeyeceği’ ve ‘etki altında bırakılamayacağı’ ilkeleri de, kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta kabul edilmiş durumda.
Hâl böyleyken, Selahattin Demirtaş, hukuk sistemimize göre halihazırda ‘suçsuzdur.’
Bunun tartışılacak bir yanı yok. Siyasetçilerin ve TV yorumcularının, gazetecilerin, bir insanı yargılayıp mahkum etmesi mümkün değil.
Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden seçim kampanyası sürdürmesinin, biz ölümlülerin bildiği hukuk kural ve ilkeleriyle bir ilgisi yok.
Söz konusu ‘vahim’ manzara, 2018 Türkiye’sinin tercihi. Türkiye’nin had safhada ileri demokrasisini mükemmel biçimde sergiliyor.
Hukuk sistemimize göre halihazırda ‘suçsuz’ olan Selahattin Demirtaş, gerekli ve yeterli ‘koşullara’ sahip bir yurttaş olarak, ‘anayasal hakkını’ kullanıp cumhurbaşkanı adayı oldu.
İyi ki oldu…
Yazı önerileri
1. Hukuk felsefecisi Ertuğrul Uzun’un, ‘Kuramsal kitaplara kim sahip çıkacak?’ başlıklı çok ‘doğru’ ve ‘nefis’ yazısını, özellikle genç hukukçu ve akademisyenlere hararetle öneriyorum.
2. 3 Haziran ‘bisiklet günü’ cümlemize kutlu olsun! Ola ki gözünüzden kaçar, değerli Aydan Çelik’in kendi çizimlerinin yer aldığı bisiklet yazısını da buraya bırakıyorum.