Türkiye’nin çözüm sürecinden vazgeçme diye bir lüksü, hele bölgemizdeki kaos ortamı göz önüne alınırsa kesinlikle yok. Sürecin baş aktörlerine tek tek baktığımızdaysa, gerek AKP iktidarı, gerekse KSH’nin (Kürt siyasi hareketi) bu sürece dört elle sarılmaktan başka bir seçeneklerinin olmadığı anlaşılacaktır.
Şöyle ki siyasi iktidar üç sütun üzerinde yükseliyor: Erdoğan’ın sürekli artan iktidarı, Gülen cemaatine karşı yürütülen savaş ve son olarak çözüm süreci. Bunların içinden çözüm sürecini çıkarırsanız bu yapı hızla ve kolaylıkla çöker. Nitekim Cemaat başta olmak üzere birçok iç ve dış odak açık veya örtülü olarak bu süreci hedef alıyor.
Tarihinin en güçlü anını yakalamış olan KSH, bu noktaya varmasında çözüm sürecinin rolünü çok iyi görebilecek bir stratejik akla sahip. Örneğin, eğer PKK yeniden Türkiye’de devletle çatışacak olursa, son dönemde Suriye ve Irak’ta elde ettiği kazanımları da riske atmış olur. Bunlardan bazılarını kısaca hatırlayalım:
1) IŞİD’e karşı verdiği mücadele sayesinde (ABD dahil) Batı’da PKK imajının hızla değişmesi;
2) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerin rehabilitasyonu;
3) KSH’nin Türkiye sınırlarını da aşan bir şekilde bölgesel bir güç olarak sivrilmesi…
Bitirirken: Eğer Türkiye’de sahiden kalıcı bir barışı inşa etmek istiyorsak, diyalog ve müzakere kanallarını güçlendirip canlı tutmalı, akbabaların iştahını kabartacak davranışlardan kaçınmalıyız.