Pınar Öğünç: Kısmen felç edilmiş dünyanın halkları, bedenlerinde unuttukları sinir uçlarını hatırlıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Son dönemde Fransa’da, İtalya’da, Hindistan’da, Arnavutluk’ta meydanları dolduran yüz binler derken sağa set çeken Brezilya ve Sırbistan seçimleriyle dünyanın başka yerlerinde de bir rüzgar esti. Neoliberal politikalar ve otoriter rejimler tarafından kısmen felç edilmiş dünyanın halkları, bedenlerinde unuttukları sinir uçlarını hatırlıyor. Belki yerden kalkma arzusu ve umuduyla o sokaklara bakıyorlar. Özeniyorlar, hatta düpedüz kıskanıyorlar. Neden burada da -mesela Türkiye’de- bu yaşanmıyor sorusu, maliyeti kendinden uzaktakilere keserek daha da küskünleşilen o ana kadar havada asılı kalabiliyor. Sonrası yine felç.

Nasıl oldu? Nasıl bir söylem kuruldu, sosyal medya ya da yapay zeka nasıl kullanıldı? Zihin açabilecek analizler bunlar. Son yaygın itiraz dalgasının ardındaki özne büyük oranda gençler olduğu için özellikle Sırbistan seçimlerinde listelerini mecliste çoğunluk yapmayı başaran üniversite öğrencileri yakından bakılmayı hak ediyor. Öğrenci Listesi’ni var eden lidersiz, yatay örgütlenme, söylemde yolsuzluk, liyakatsizlik vurgusu, günlük hayatı şekillendiren politikalara dair itiraz, hepsi kritik odaklar.

(…)

Siyasal iktisatçı Dušan Pavlović öğrenci hareketinin başarısını yorumlarken huzursuzluğun tek başına yetmeyeceğinden, halkı bir alternatif olduklarına inandırma gerekliliğinden bahsediyor. Vučić yönetimiyle özdeşleşen rantçılık, yolsuzluk, kayırmacılık siyasetinin karşısında öğrencilerin toyluğu ve siyasete uzaklığı ilginç bir şekilde işlerine yarıyor, istikrar görüldüğünde “politik temizlik” kendi başına politik bir güç haline geliyor. Hiçbirinin siyaset mutfağının dalavereli, batak işleriyle bağı yok, koltuk peşinde değiller, listede tek öğrenci bile yok. Pavlović’e göre kuşakları, sınıfları böyle birleştiriyorlar, başka bir siyaset yapma biçimi ve “temizlik” vaat ederek kazanıyorlar.

Hayatı biraz daha geriye sarmak, Sırbistan’daki ilk kıvılcıma ve o istikrara da odaklanmak gerekli. İnsanları o gün sokağa çıkaran şeyin kendisi önemli. Son yıllarda iki kez tadilat gören, birtakım yabancı şirketlere kim bilir nasıl ihalelendirilmiş tren istasyonu 2024’te çöktüğünde, yüz binlerce insan ölen o 15 kişi için aylarca her gün 15 dakika hayatı durdurdu. Mesela İspanya’da 87 yaşındaki María del Carmen Abascal evinden edildiğinde, 2023’te Yunanistan’da Tempi tren kazasında 57 kişi hayatını kaybettiğinde ya da Romanya’da 2015’te bir gece kulübünde çıkan yangında 32 kişi öldüğünde sokağa çıkanlar bu “kazalarda” hükümetin rolünün göz ardı edilmesine, cezasızlığa itiraz edenlerdi. Bu ancak kendini hâlâ kamunun, toplumun bir parçası hissetmekle olabilir. Neoliberal politikalarla yaratılmak istenen bireyin akla önce gelen niteliği sadece kendi çıkarını düşünmek olabilir. Ama kendi esenliğini, varlığını, bu anlamda tarif edilebilecek “çıkarını” toplumun bütününden kopuk görmek de aynı düzenin meyvesi. Gezi’nin nostaljisi ancak buradan anlamlı ve işlevli olabilir.

Dünyanın sokaklarına bakarken önce özenilmesi gereken şey toplumun bir parçası olduğunu sinir uçlarında hissedebilmek belki de; her şeyden önce bedeni saran o kalın kabuktan sıyrılmayı istemek, ölümü günlerle üleştirilmiş bir yarı canlı olmayı reddetmek.

Pınar Öğünç’ün yazısı