Temmuz ayı TÜİK gıda enflasyonunun yüzde 61 olduğunu, bunun yanı sıra, banknot sisteminin bozulduğunu, temassız ödemeler nedeniyle kredi kartı kullanımının yaygınlaştığını da düşünürsek, market ve AVM harcamalarındaki yüzde 115’lik artışın olağanüstü olmadığını tespit etmek gerekir. Yine de enflasyon nedeniyle bugün alma davranışı vardır ama ne kadar etkilidir? Bu davranış kırıldığında enflasyon sorunu da ortadan kalkacak mıdır? Veriler, sorunun sadece bir kısmının talepten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Fakat yine de halkın alım gücü aşağı çekilecek ve böylece iç talep kısılacak. Bu durumda ekonomik büyümeden taviz verilecek ve işsizlik artacak.
Fakat Gaye Erkan’ın sunumu, kritik bir noktayı da barındırıyor. Erkan diyor ki; “Büyümeden ödün vermeden enflasyonda düşüş sağlanabilir.”
Peki nasıl? Bu noktada Erkan’ın işaret ettiği yer dış talep yani ihracat. Türkiye ekonomisinin girdiği patikayı böylece keşfetmiş oluyoruz. Enflasyonun sorumluluğunu tüketiciye yık, enflasyonu düşürmek adına iç talebi kıs, tüketicinin alım gücünü baskıla. Peki ya şirketler? İç talep kısılırsa şirketle malı kime satacak? Çare belli; büyümeden taviz vermemek adına, içeriye satamadığını ihraç et. Biraz daha net ifade edersek, halkı yoksullaştır, firmaları ihracatçı yaparak büyü.
Bu patikanın sonunda, hepimiz bedel ödedikten sonra enflasyonun düşeceği de belirsiz. Zira teşhis yanlış. Fakat hakikat, 24 Ocak Kararları’ndan bu yana, Türkiye emekçi sınıflarının gördüğü en büyük saldırıyla karşı karşıya olduğumuzdur.