DEM Parti İstanbul Milletvekili ve Meclis Başkan Vekili Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik. Türkiye siyaset sahnesinin görüp görebileceği en renkli sima, sanatçı, yazar, senarist ve müzisyendi.

Çok sevdiği sanatını, işini sırf inandığı dünya, barış ve mücadelesi için bıraktı.
Ama yönetmen ve senarist kimliğiyle bilinen Sırrı Süreyya’nın filmlere konu olacak bir yüzleşme sahnesi vardı. Olay 20 Ekim 2012’de Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) bağlı bir bakımevinde geçti.
Önder 12 Eylül’de tutuklandığında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyordu. Yakalanmasının ardından Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Derinlemesine Araştırma Laboratuvarı’nda (DAL) 105 gün işkence görmüştü.

Daha sonra yolu en az Diyarbakır Cezaevi kadar işkenceleriyle ünlü Mamak Cezaevi’ne düşmüştü. Bu cezaevinin başındaki isimse bir döneme kötü şöhretiyle damga vuracak Raci Tetik’ti. Nam-ı diğer ‘kasap’.
Tutuklu Mustafa Yalçın, yayıncı İlhan Erdost Tetik’in yönettiği cezaevinde işkencenin ilk kurbanları olmuştu.
‘Yetim ile Kılıksız’
Önder’in aktardığına göre Tetik, ‘Kıbrıs’taki işkenceler ve gaddarlığından dolayı ödüllendirilerek’ 28 Ağustos 1980’de Mamak’a atanmıştı. 12 Eylül’ün ‘müjdecisi’ydi.

Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili Sırrı Sürreya, Ekim 2012’de Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu öncülüğünde işkencecisi Raci Tetik’le bir araya gelmişti. Kendi deyişiyle ‘bir birey ve vatandaş olarak değil, vekil sıfatıyla halk adına hesap sormak için’. Tetik, GATA’da bir huzurevinde kalıyordu, görüşme de orada yapılmıştı.

Eski cezaevi müdürü, buluşma öncesi Önder hakkında uyarılmıştı, Önder’in Kürt hareketine yakınlığı, BDP vekili olduğu söylenmişti. Ama Tetik’in çekincesi, pişmanlığı yoktu, hatta Önder’in kıyafetini, halini tavrını beğenmemiş, küçümsemişti.
Tetik’in bu izlenimi üzerine Önder, Radikal gazetesine ‘Yetim ile Kılıksız’ başlıklı bir yazı yazmıştı.
‘En büyük intikamımız affetmektir’
Önder, gazeteci Mehveş Evin’e görüşmeyi 20 gün önce öğrendiğini ve işkencecisinin sesini duyduğundaki o gerginliğini şu sözlerle anlatmıştı:
“Karmakarışık bir haldeydim. Basınla, hatta arkadaşlarımla paylaşmadım. O gelene kadar da hiçbir şey yoktu. Geldi, gördü, hatırladım yine bir şey yoktu. Ne zaman ki sesini duydum, birdenbire ‘Ben buna hakkımı helal edemem’ noktasına geldim. Adam daha üzgünüm değilim demeden.
Ben orada Sırrı olarak oturmuyorum. Onun mağduru, mazlumu olarak da oturmuyorum. Halkın seçtiği bir temsilci olarak oturuyorum. Bir kamusal görev yürütüyoruz. Bunun bilinciyle gittim. Yani o ne derse desin, içimden çok şey geçse de hiçbir şey yapmamam gerekir diye.
Sandinistaların kurucularından Tomas Borge Martinez geldi aklıma. Cunta döneminde ailesine tecavüz ediyorlar, akla hayale gelmedik şeyler yapıyorlar… Sandinistalar yönetimi ele geçirince, işkencecisi yakalanıyor. Borge, ‘Niye bana getirdiniz? Mahkemeye götürün’ diyor. Yargı gününde Borge’ye soruyorlar, davacı mısınız diye. ‘Hayır’ cevabını veriyor, ‘Bizim en büyük intikamımız affetmektir.’”
Önder’e göre o görüşmede Tetik’in tek insani anı Erzincan depreminde kaybettiği ailesinden bahsettiği dakikalardı.
‘Tarih sorar’
O buluşmada Tetik, biteviye devletine layık olmak ve ona verilen emeğin karşılığını vermek için bu görevi yaptığını anlatmıştı: İstendi, gerekti ve yapıldı.
Belki Raci Tetik de kendisine hiçbir şey olmayacağından emindi, bu nedenle karşısındaki adamı kılıksız bulabiliyordu, küçümsüyordu. Arkası sağlamdı.
Önder 22 Ekim 2012’de Radikal’de yayınladığı yazıda şu anekdotu anlatmıştı: Kendisine ve birçok mahkuma dayakla ezberletilip okutulan hitabeyi işkenceci Tetik’e okumuş, Mamak’ın namlı müdürü görevini layığıyla yapmanın gururuyla “Bravo, iyi aklınızda kalmış” demişti. “Pişman mısınız” sorusunu da “Asla” diye yanıtlamıştı.
Önder, “Soracağız bütün bunları. Tarih sorar. Gün gelir devran döner, sanıkla sorgulayan yer değiştirir” diyordu. Gerçekten öyle olmuştu.
Sorma sırası vekilin, yani Önder’indi.
O tozların çamuru
Hakkında savcılığın takipsizlik ve zaman aşımı kararı verdiği Tetik, bu dünyadan 88 yaşında göçtü, gitti. Tüm işkencecilere nasip olan o uzun ömür ona da nasip oldu.

Fotoğraf: @cerenonder_
Önder o yüzleşmenin ardından 2018’de tekrar hapse girdi. Kızı Ceren Önder, babasını Kandıra Cezaevi’nde ziyaret edeceği 25 Haziran 2019’dan bir gün evvel o dönemki adıyla Twitter’dan şu açıklamayı yapmıştı:
“Neden orada (hapiste) biliyor musunuz? 12 Eylül’de tüm gençliğini neden yıllarca hapiste tükettiyse ondan. Kendi deyimiyle ‘O tozların getirdiği çamurdan’. Bir de mutsuzluğa karşı hissettiği borcundan.”
Çamurun, tozların içinde bembeyaz bir barış peşinde Önder 62 yaşında öldü.
Bilmiyoruz ki o günlerin tozları kalbini ne kadar yıprattı.
“Ağaçların vekiliyim” diyen Önder’e kulak verelim şimdi : “Sevene de sövene de selam olsun.”