ZEHRA ÇİĞDEM ÖZCAN*
Uzun zamandır evimizden dışarı çıkmıyoruz, çıkamıyoruz. Her çıkışımızda üstüne sinek ilacı sıkılmış haşarat gibi geri püskürtülüyoruz. Gezi direnişinden bu yana devlet muhalefete çok kızgın. Kürt hareketine zaten her zaman başka bir öfke duyuyor. En azından biraz daha demokratik bir ülkede yaşasaydık, tepesi atıp kavga etmiş iki arkadaş gibi sakinleştiğimizde, biraraya gelip az da olsa bir orta yol bulabilirdik.
Devletten arkadaş olmaz

Ama devletten arkadaş olmaz, özellikle Türkiye Cumhuriyeti devletinden hiç olmaz. Devlet her zaman devlettir ve devlet aklıyla maluldür. Devlet aklının da bizimki gibi otoriter yönetimlerde ne denli seri ve pratik işlediğini biliyoruz.
İstediğimiz kadar kızabiliriz elbette, ama ne kadar antidemokratik olursa olsun, Erdoğan’ın asabiyeti ne kadar aşırıya kaçarsa kaçsın, devlet aklı rasyoneldir, en azından rasyonelliğin bir biçimidir. Başka bir deyişle, kabul etsek de etmesek de kendi içinde tutarlıdır.
Özellikle 11 Eylül’den sonra kendini iyiden iyiye ortaya koyan güvenlik devleti kavramı bizimki gibi daha otoriter devletlerde daha çok kendini gösteriyor. Demokratik mekanizmaların otoriter devletlerde işlememesi sonucu da güvenlik devleti, devletin asli unsuru ve başat rol modeli olarak beliriyor.
‘Yılanın başını küçükken ezen’ bir güç

Bundan sonra güvenlik denilen mefhum, her şeyi, bütün toplumsal hayatı ve muhalefeti şekillendiren, ortada devletin varlığını tehdit edecek bir durum yokken dahi ‘önleyici’ mahiyetiyle, deyim yerindeyse ‘yılanın başını küçükken ezen’ bir güce dönüşüyor. ‘Güvenlik’ artık her adımımızı kontrol eden büyük bir ‘göz’ artık.
İç güvenlik yasa tasarısı önümüzdeki günlerde meclis genel kuruluna sunulacak. Büyük ihtimalle de sonraki birkaç gün içinde yasalaşacak. Bu yasa ile de toplumun ‘güvenliğini’ tehdit eden her unsur daha palazlanmadan yok edilmiş olacak. Bu yasa ile birlikte Türk polisinin hukuka aykırı, fiili ve cezayı gerektiren tüm icraatları yasa kapsamına alınacak ve aslında ‘meşru’ ilan edilecek
Meşruiyet kavramı da ayrıca tartışılmaya değer. Kanunların Anayasa’ya uygun olması meşruluk temelidir. Ama asıl rolü bireyi devlete karşı korumak olan Anayasa’nın , maalesef Murathan Mungan’ın vakti zamanında dediği gibi ‘kısa kibrit çöpünü çeken insanların ülkesi’ndeki Anayasa’nın, devleti bireyi karşı koruyan ve tüm hak ve özgürlükleri ‘kamu düzeni’ vs sınırlandıran 1982 Anayasası’nın ne kadar meşru olduğu da çok ayrı bir tartışma konusu elbette.
Başınıza geleceklerden kimsenin haberi olmayacak
Kısaca bir göz atalım:
Polisin üstünüzü, aracınızı, evinizi araması için hakim kararı, acele hallerde savcı izni gerekli iken bu yasayla birlikte polis, tüm bu karar ve izinlere gerek kalmaksızın arama yapabilecek. Bunun için bir gerekçe göstermek zorunda olmaksızın hem de.
Hepimiz hatırlarız, Gezi direnişi sırasında polis hiçbir hukuksal işlem yapmazsızın (yakalama, tutuklama vs) direnişçileri bir polis otobüsüne doldurup sonra serbest bırakıyordu. Yaptığı işlem tamamen hukuksuz ve fiili bir durumdu.
Şimdi polisin herhangi bir yasal işlem yapmadan, herhangi bir hukuksal işlem olmaksızın- örneğin yakalama halinde yakınlarına haber verme ve avukat isteme hakları olduğu halde- vatandaşları ‘tutma’ hakkı doğacak ve yaptığı bu işlem kendiliğinden yasal hale gelecek. Bu tutma sırasında başınıza geleceklerden kimsenin haberi olmayacak.
Vurulmanız için teşebbüs etmeniz yeterli

Kamu güvenliğini bozduğunuz ve güvenlik tedbirlerine uymadığınız gerekçesiyle, örneğin 1 Mayıs’ta sadece dışarı çıkmış iseniz bile yakalama, tutuklama ya da yukarıda belirtildiği gibi ‘tutulma’ işlemine maruz kalabilirsiniz.
Bir eylem sırasında polise karşı kullandığınız herhangi bir şey, örneğin attığınız bir sapan taşı, vurulmanız için yeterli olacak. Polis silahını çekecek ve herhangi bir yasal sorumluluğu olmaksızın sizi öldürebilecek. Hatta sapanı atmanıza bile gerek yok, teşebbüs etmeniz yeterli.
Boyalı su ile fişleme ve gözaltı işlemleri kolaylaşacak. saçınızı kestirmediğiniz sürece boyalı su çıkmayacak.
Devlet, memurunun arkasında
Elinizde küçük bir taşla bir gösteriye katıldığınızda alacağınız ceza dört yıl, yasadışı bir solgan attığınızda – yasadışı sloganı da takdirlerinize bırakıyorum- üç yıl, yüzünüzü kapatarak bir eyleme katıldığınızda dört yıl ceza alabilirsiniz.
Bu kanun maddelerinin uygulanması nedeniyle oluşan zararlara karşı da zararı meydana getiren kamu görevlisi değil, devlet sorumlu olacak. Başka bir deyişle devlet, memurunun arkasında olup tüm zararı kamunun cebinden kamu adına karşılayacak.
Her validen bir Hayri Kozakçıoğlu
Yasa, toplumsal olayların denetiminde yargıyı saf dışı edip tüm yetkiyi polise ve mülki amirlere devredecek şekilde düzenlenmiş. Valiler toplumsal bir muhalefetle karşı karşıya geldiklerinde, bir şehrin bütün denetimini, yargısal faaliyeti yok edecek şekilde üstüne alacak. Toplumsal olaylarda vali yerel yönetimlerin tüm araç ve gereçlerine el koyabilecek, personeline emir ve talimat verebilecek. Aslında bir anlamda her vali, süper vali olacak. Her validen bir Hayri Kozakçıoğlu yaratılacak. Olağan yasalarla, olağanüstü hal uygulanacak.
‘Ayaklanmalar’ daha başlamadan bastırılacak
Bunların sonucunda bütün toplantı, miting, yürüyüş vs ‘ayaklanmalar’ daha başlamadan ‘önleyici güvenlik’ adı altında bastırılmış olacak. Bir miting güzergahında olmaya görün, baştan ayağa aranacak ve büyük ihtimalle bir bahaneyle durdurulacak, gerekirse belirli bir süre ‘tutulucak’ ve oraya gitmeniz bir şekilde engellenecek.
Velev ki bir şekilde olay mahalline gitmeyi başarsanız bile dört yıldan başlayan cezalar sizi bekliyor olacak.
Bundan sonra faili bulmak bile imkansız

Bu yasadan sonra on kişinin toplanıp bir yürüyüş yapması mümkün müdür, bunu kestirmek gerçekten zor. Ethem Sarısülük’ü vuran polisin ya da Ali İsmail’in katillerinin aldığı ya da almadığı cezalara öfkelenirken bundan sonra böyle bir durumda karşımızda bir fail bile bulmamız neredeyse imkansız. Bir gösterici attığı taşı hayatıyla ödediğinde başvurabileceğimiz bir yargı bile olmayacak artık.
Durum vahim, yasa içler acısı, umut var mı, bilmiyoruz.
*Avukat