Oktay Ekşi: Basın tarihimizin en kapsamlı eylemi medyamızda gerekli çapta yer almadı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Gazetelerde eski yıllarda önemli sayılan pozisyonlardan biri “istihbarat şefliği” idi. Deneyimli deneyimsiz bütün muhabirler onun gözünün içine bakardı. Hoş, isterse bakmasınlar. İstihbarat şefi isterse kızdığı gazeteciyi öyle bir ezerdi ki o gencin meslekte kalabilmesi çoğu kez zor olurdu.

Bunlardan daha kötü olan, mesleğin ilk yıllarında çoğu gazeteci için düşük ücretle çalışma zorunluğuydu.

Bunlar benim meslek içi gerçeklerden aklımda kalanlar. Bir de meslek dışı etkenler var:

Gazeteci herkesle görüşür, konuşur ama gerçeğin peşindedir. Çünkü onun işi, çoğu kez güç sahiplerinin; maddi, siyasi ya da feodal odakların kamuoyundan -bazen uzun süre, bazen belirli bir süre- uzak tutmak istedikleri gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktır.

Zaten zurnanın “zırt” dediği yer de burasıdır.

Türk basını bu bağlamda maalesef çok şanssızdır.

Son 75-80 sene bu dediğimin örnekleriyle doludur. Basına baskıların en acımasız ve sistemli şekilde uygulandığı dönem merhum Adnan Menderes’in başbakan olduğu 1954- 1960 yılları arasıdır. O yıllarda bir kamu görevlisinin görevini kötüye kullandığı veya hırsızlık yaptığı gibi iddiayı ortaya atan gazeteci iddiasını ispat etse bile hapse atılmaktan kurtulamazdı. Ancak o tarihlerde böyle bir nedenle hapse atılan ve yargılanan gazeteci “suçlu” bulunsa bile alacağı ceza en fazla 9 ay hapis ve 6 bin 666 lira para cezasıydı. Kimse gazeteciyi “casusluk” yapmaktan, cumhurbaşkanına hakaret ettiği yahut yazdığı haber nedeniyle hapse atmayı düşünmezdi.

Keza kimse basın mensuplarını topyekûn “tasmalı köpek” olarak veya “cami duvarına işeyen köpek” olarak nitelendirmezdi.

Tüm bunları niçin yazdığımı merak etmiş olmalısınız.

Ekimin 24’ünde İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin 10 şehrinde gazetecilerin meslek örgütleri 200 yıla çok yaklaşan basın tarihimizin en kapsamlı ortak eylemini gerçekleştirdiler. O gün siyasi iktidarın “gerçekleri halka duyurduğu için” kayyım atayarak susturduğu Tele1 TV’nin susturuluşunun birinci yıldönümü idi. Gazeteciler önde, siyasiler ve diğer destekçiler arkada binlerce insan Kadıköy’de yürüyerek “basına özgürlük” istediklerini haykırdılar. Basın tarihimizin bu en kapsamlı eylemi medyamızda gerekli çapta yer almadı. Ama bir “ilk” olarak önemliydi.

Oktay Ekşi’nin yazısı