Oysa okul Türkiye’de hem öğrenciler hem öğretmenler için zaten güvensiz ve güvencesiz bir kurum haline geldi. Asıl sorgulanması gereken okula bugün yüklenen rol ve artık üstlenmesi beklenmeyen işlev olmalı. Okulun taşıyıcı kolonlarının çatlamasına yol açan ve yıllardır devam eden travmatik siyasi dokunuşların aile ilişkilerinden başlayarak toplumun bütününe zehirli gazlar sızdırmaması zaten beklenemez. Yıllar önce başlatılan özel okul furyası öğrenciler arasında sınıfsal ayrımı daha da görünür kılmıştı…
Bir kısım öğrenciyi kulvarda yarışmaya zorlayan, ancak yandaş ailelerin çocuklarının kayırıldığı sınav sistemi ile bir kısmını, okulla ilişkilerinin esnekleştirildiği merkezi eğitim merkezlerinde (MESEM) asgari ücretin yarısı veya üçte birine mahkum eden eğitim sisteminin toplamı gençlere belirsiz bir gelecek vadediyor. Esneklik ile belirsizlik eğitim sürecinin başlıca özelliğidir bugün. Öğretmenler statü kaybı yaşamakta öğrenciler geleceksizleştirilmektedir.
Sermaye dostu iktidarın tercihleri sayesinde sağlık sistemi ‘Doktor dövebiliyoruz’ diyebilen profili, okul sistemi de eline silah alıp sınıf basan tipi üretti. Sağlık ve eğitimi bu duruma getiren sistemle, onu yöneten akılla muhatap olamayanların savrulduğu yöntem, kendine ve benzerlerine yönelen şiddet oluyor.
Bu eğitim sistemini yıkıp yeniden kurmadan ne toplum ne okul güvende olacaktır. Parasız, demokratik, bilimsel, ana dilinde… halkın sırtına yük olmayan eğitim neslin güvencesidir. İşte bunun tersi çürümedir.