Çünkü tarihin yanlış tarafında konumlanmaktansa, yalnız ve dimdik ayakta kalmayı tercih etmeyi salık veren bir “ahlaki” donanımı savunuyor. “Teori”si de var bu donanımın. Davutoğlu’nu tanıyanlar onun Westfalya düzenini, Viyana Kongresi’ni, Cemiyeti Akvam ve Birleşmiş Milletleri ortaya çıkaran şartları her fırsatta andığına ve etrafındakilere anlattığına tanıktırlar. Çünkü bunlar modern dönemde yaşanan savaşların ardından gelen mutabıklardır ve dünyayı değiştirmiştir.
Adı üstünde sıcak olmayan Soğuk Savaş dönemi sonrasında da benzeri bir “bölgesel değişim, yeniden düzenleme” dönemine girildi. Türkiye, bu dönemi değerlendirmek bir yana neredeyse yatarak geçirdi. Ahmet Davutoğlu ise bu dönemin Türkiye’nin aktör olarak teberrüz etmesini sağlayacak imkân ve zemine sahip olduğunu epey önceden görmüş bir entelektüel, siyasetçiydi.
Var olan sistem Türkiye’nin siyaset ve tarih sahnesine bir oyun kurucu olarak çıkmasına müsait değildi. Türkiye’nin kültürel, tarihi ve coğrafi bağlarını “upload” etmesi gerektiğine duyduğu inanç ve bunu başarabilmesi için yaptığı çalışmalar Davutoğlu’nun “pratiğini” oluşturdu. Erdoğan’sız Türkiye mühendisliğini yürütmeye çalışanların son bir yılda çıkardığı krizler sırasında Malezya’dan Bosna’ya, Suriye’den Pakistan’a kadar birçok ülkede Recep Tayyip Erdoğan için destek gösterileri yapıldığını hatırlatmak, söz konusu pratiğin sahada nasıl canlı bir karşılığının da olduğunu göstermesi bakımından önemli bir ipucu sağlayacaktır.