Erdoğan’ın en büyük yanlışı, çoğunluk oyu ile her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünmesi. Fransız Kralı 14. Lui, “Devlet benim” diyordu. Erdoğan da herhalde yüzde 43 ile “Milli irade benim” diye düşünüyor. Birçok defalar altını çizdiğim gibi, çoğunluk oyu sadece memleketi kimin yöneteceğini belirliyor. Ama nasıl yöneteceği, hukuk devleti ilkelerinde gizli. Sözgelimi, yüzde 43 ile Barolar Birliği Başkanı’na bağıramazsınız. Her muhalif fikri, “paralel devletçi” diye yaftalayıp, bir kenara atamazsınız ya da gazetelere hâkim olmak üzere bir havuz medyası oluşturamazsınız.
Feyzioğlu, yargı kararlarının uygulanmasını, yargının adil bir biçimde yeniden yapılandırılmasını, mağduriyetlerin giderilmesini, Van depreminde konut alamayan kiracılara ev tahsis edilmesini, Twitter, YouTube yasaklarının kaldırılmasını istedi. Bence eleştirileri, bırakınız ağır olmayı oldukça yumuşaktı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yanında, Feyzioğlu tüy sıklet bir pehlivan gibi kaldı. Yolsuzluklara değinmedi bile. Aksine, Başbakan’ın sahip çıktığı “paralel devlet” söylemini benimseyen bir hava içindeydi.
Başbakan bu kadarına bile tahammül edemedi. Bu fevriliğin arka planı incelemeye değer. Acaba Başbakan’ın yüzüne karşı kimse farklı bir düşünceyi ifade edebiliyor mu? Hem AK Parti grubunda hem de hükümette, herkesin, kendisini, onun dümen suyunda gitme mecburiyetinde hissettiğini düşünüyorum. Ters bir laf söylerseniz, Danıştay toplantısında görüldüğü gibi, fırçayı yersiniz. Haydi parti içi ilişkileri bir kenara bırakalım… Bunun memleket yönetimine yansıyan etkilerini de görmüyor muyuz?