Siyasetin bütün aşamalarından geçmiş ve her kademede sabırla beklemişsiniz. Yasaklı, engelli yılları yaşamışsınız ve başbakanlığa kadar her kademede “öteki” muamelesi görmeye devam etmişsiniz. Başınızdan sayısız darbe girişimi, kumpas, kampanya geçmiş. Cezaevine girmişsiniz, yasaklanmışsınız, partileriniz ya kapatılmış ya da kapatılma tehdidine maruz kalmış.
…Bütün bu saldırıların hepsi de gücünü ve meşruiyetini birkaç kelimelik bir rejim tanımı üzerinden almış: ‘Laik-Kemalist Cumhuriyet…’
…Ne var ki eski Türkiye rejiminin olmasını istemediği ne varsa Tayyip Erdoğan onu olmuştur. Tayyip Erdoğanlar olmasın diye kurulan bir rejim günün birinde; 2014 yılının ağustos ayında kaderinden kaçamıyor ve yok etmek istediğine teslim oluyor, demokrasiyle yüzleşiyor. Mesele budur.
Mesele böyle olunca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mustafa Kemal’den bugüne kadar cümle mevkidaşlarının hilafına, Köşk olarak Çankaya’yı tercih etmemesinde anlaşılmayacak bir taraf yoktur. Herşey bir yana yeni Cumhurbaşkanı, kendisinden hazzetmeyen bir geleneğin sembollerine coşkulu bir sadakat göstermek zorunda değildir. Zihnini de o sembollerin yüceliğine, vazgeçilmezliğine esir edecek değildir.