Bu toplumun insanı şaşırtma yeteneğinin sonu yok. Kaybolan, sonra da havuzda bulunan çocukcağıza ilişkin bir şeyden söz ediyorum. Çok üzücü bir olay. Ama üzücü olayın kendisini değil, tetiklediği “Twitter” nefreti yayınları kastediyorum. Bu çocuğun kaybolmasından, birileri, bir komplo kokusu almış. Koku almakla kalmamış, senaryosunu da yazmış. Çocuğun annesi DHKP-C’denmiş. Aramaya çıkan insanlar “üçüncü köprü”ye karşı eylem yapmak üzere, daha doğrusu eylem yapacakları araziyi tanımak üzere keşfe çıkmışlarmış. Gezi’ciymiş bunlar.
Böyle bir olaydan böyle senaryolar üretebilmek az buz bir marifet değil. Ama bizim ülkemizde bu bir “marifet” olmaktan çıkıyor, çünkü “marifet” dedirtmeyecek kadar çok sayıda insan aynı şeyi yapıyor ya da her an yapabilir.
Bu son başarıyı gösterenler belli ki AKP, daha doğrusu Tayyip Erdoğan taraftarları. “AK Sosyal Medya” gibi logolar falan da görülebiliyor. Ama bu toplumda siyasetle ilgili herkes, hangi “cenah”a bağlı olursa olsun, aklını bu şekilde işletmeye yatkındır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, işin içinde mutlaka bir numara, bir bit yeniği vardır. Numarayı yapan, bunu düşünen kişi kimi “düşman” bellemişse odur. “Gezi”cidir, “CIA”dir, “Paralelci”dir; muhtemelen hepsi birdendir.
Böyle görenlerin, böyle anlayanların bu ülkede bu kadar kabarık sayıda olmasının sorumlusu Başbakan Erdoğan değil. Ondan önce vardılar ve her zaman çoktular. Ama şimdi somut gelişmeden ve aldığı bu biçimlerden Başbakan sorumlu. Kendini ve partisini temize çıkarmak için söylenenleri “komplo” kategorisine sokma kararı veren o. Bunun için “paralel örgütlenme”, “gizli faaliyet” ve buna benzer nosyonları alabildiğine şişiren o. Karanlık, kötü niyetli ajan imalarında bulunan o. Hepsinin üstüne, “Onlar sizin düşmanınızdır” anlayışı üzerinden siyaset yapan o.