Bu yılın “1 Mayıs”ı da, yarattığı irili ufaklı gerilimleriyle, geldi geçti. Belki şimdi “ne oldu” sorusuna daha serinkanlı bir tutumla cevap aranabilir.
Hep biliyoruz ki, Türkiye’de bu gibi durumlarda fiziksel çatışmaya girmeye hazır belirli gruplar var. Bunları, bir genellemeyle, “ulusalcı kamp” içinde toplayabilirsiniz. Yalnızca “çatışmaya hazır” değil, istekli. Bunu bir “siyasî strateji” gibi görüyorlar (bu da üzerine ayrıca yazmayı davet eden bir konu). 1 Mayıs gibi bir olayda bu grupların “vaka mahalli”nde olacağı belli. Başbakan kendi davranışlarında ne kadar tutarlıysa, dolayısıyla ne zaman ne yapacağı kestirilebilirse, aynı şeyler bu gruplar için de söylenebilir.
Nitekim öyle oldu. Ortada kalabalıklar olmadığı için kavga da büyümedi –ama kavga çıktı. Hükümetin haksızlığını sergilemekten söz ettim. Bu gibi olaylar hükümetin haksızlığını değil, haklılığını göstermeye yarıyor. Türkiye’de “sağ”, yıllardır, bu gibi olayları çoğunluğun gözünde itibarsızlaştırmayı başardı. Adına “Komünizm” mi diyeceksin, “anarşizm” mi, başka bir şey mi, orası çok önemli değil; “düzeni bozmak, huzuru kaçırmak” isteyen birileri var, her fırsatta bunu yapıyorlar.
Türkiye sağı aslında yalan olan bu yanlışı yaymayı başardı. Bununla mücadelenin yolu da daha fazla kavga, çatışma çıkarmak değil. O kavgaları çıkardıkça bu yanlış inancın daha fazla kökleşmesine yol açıyorsunuz. Şu son 1 Mayıs’ta dahi, o kavgalar, bir kesimin “hükümetin bildiği var ki yasaklıyor. Bak işte gene hır çıkardılar,” diye sonuçlar çıkarmasına yetiyor. Sağ hükümetler 1 Mayıs’ları yasaklar gününe çevirdikçe, bunun “kabahat”i de 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlerin sırtında kalıyor.
Sözün kısası, “siyaset yapmak” gerekiyor.