Tayyip Erdoğan’ın “Pekâlâ Türk tipi de olur” derken kastettiği, Başkan olan adamı ‘Kuvvetler Ayrılığı’ ilkesinden bağışık kılma anlamında bir sistem demokrasi tarihi içinde yoktur, olamaz da.
Tayyip Erdoğan girdiği son üç seçimin ilk ikisinden yüzünü güldüren sonuçlarla çıktı (özellikle Cumhurbaşkanı seçildiği ikincisinden). Dolayısıyla üçüncüyü de peşinen ‘kazanılmış’ görmeye başladığı anlaşılıyor. Böylece, Türkiye’de olmayan, ama kendi zihninde olan bir “Cumhurbaşkanı” tipolojisine göre davranmaya başladı: “İslim arkadan gelsin,” hesabı. Ama üçüncü seçim de oldu ve islim gelmedi.
Böylece Tayyip Erdoğan, bir yıla yakın bir süre, her gün Anayasa çiğnemiş bir ‘Cumhurbaşkanı’ olarak ortada kaldı. Ancak, Tayyip Erdoğan’ın yasa çiğneme alışkanlığı Cumhurbaşkanı seçilmesiyle başlamış bir şey değil. En çarpıcı olayı da 17 Aralık’ta başlayan olaya Başbakan olarak müdahale biçimi. Bu liste uzar gider.
Geçmişe doğru uzayıp gittiği gibi, gelecekte de, her gün, yeni yeni eklemelerle zenginleşeceği anlaşılıyor. 7 Haziran şokunun getirdiği sessizlik, yerini yeni bir ‘sessizlik dönemi’ne terketmeye başladı sanırım. Gene Tayyip Erdoğan, bir Cumhurbaşkanı adap ve erkânını hiçe sayan bir üslûpla, kızdıklarına ve düşman saydıklarına çatmaya girişti.