Müftü nikâhı laikliğe aykırı değil ki: Hay Allah, yine yanılmışım!
M

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

 

MURAT SEVİNÇ

Tarihimizin en zahmetli anlarından birini yaşarken, anayasasının pek çok hükmü askıya alınmış bir memlekette, din adamlarının nikâh yetkisi tartışılıyor. Hiç öyle ‘gündem değiştirmek için’ filan diyecek değilim. Gündem artık ‘bu’ olduğu için tartışıyoruz. Kimsenin gündem değiştirdiği yok.

Sıkışan ve elinde ‘daha çok din’ ile ‘daha çok höt zöt’ dışında bir şey kalmayan ileri demokratların böylesi konulara gereksinimi var, doğru. Eğer kastedilen bu anlamda bir gündem değiştirme çabasıysa, katılmak mümkün. Ancak genel manzara ve yıllardır yapılanların yekûnu düşünülürse, müftü nikâhı meselesi yalnızca bir ‘kamuoyunu oyalama’ taktiği değil. İkisi bir arada!

‘Resmi nikâh’ meselesi, Medeni Kanun’un, haliyle laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘temel yasalarından’ birinin can alıcı hükmü. Bu nedenle, artık ciddiye alınmayan ama üniversitelerde tuhaf bir biçimde anlatılmaya devam edilen 1982 Anayasası’nın 174. maddesi, resmi nikâha ayrıcalıklı konum tanır. 174. maddenin dördüncü bendi, Medeni Kanun’un ‘evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esasını…’ anayasal koruma altına almıştır. Değiştirmek yasaklanmıyor; buna mukabil söz konusu düzenlemeyle anayasa koyucu, konuya özel bir değer verdiğini gösteriyor. Şu aralar başkaca bir saçmalık nedeniyle gündeme gelen Bülent Ecevit, ‘Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin Aşil topuğudur’ derken, haklıydı. Boş konuşmuyordu kuşkusuz, tehlikenin farkındaydı!

AKP’nin her kritik dönemeçte benzer konuları gündeme taşıması, bir yandan dikkat dağıtmaya ama diğer yandan da ‘tepki ölçme’ amacına hizmet ediyor, ilk günden beri. Bir adım at, bekle, tepkiyi gör ve bir adım daha at. Gürültü çoksa konuyu uyut, ilk fırsatta daha büyük bir adım at. Tüm kurumları ve basını ele geçirince, ‘uyutma’ ve ‘beklemenin’ süreleri değişti tabii. Artık yedi sekiz yıl öncesinden daha özgüvenli ve sert hareket ediyorlar. ‘İsteseniz de istemeseniz de Meclis’ten geçecek’ ifadesi, oyalanmaya gerek olmayan koşulların oluştuğu varsayımına dayanıyor. Türkçesi, ‘Yaparım, sıkıysa engelle.’ Daha da Türkçesi: ‘Had safhada ileri demokrasi ve kaymaklı milli irade!’

Konu gündeme gelir gelmez, ‘İyi tarafından bakalımcılar’ da faaliyete geçti. Bir tartışma sürerken ‘bir de şöyle bakalım’ tarafında yer almak iyidir hoştur ve bazen çok verimli sonuçlar da verir vermesine de, hâlihazırdaki koşullar ve gündeme gelen konunun niteliği düşünüldüğünde ‘Bardağın dolu kısmını görmeye çalışmak’ artık hafif tabirle işin suyunu çıkarmak olmuyor mu? Durup dururken böyle bir düzenlemeyi gündeme getirmenin nasıl iyi bir tarafı olabilir?

AYM, imam nikâhı konusunda 27.05.2015’te, kendi eski kararlarını da görmezden gelen berbat bir karar (TCK 230’un 5. ve 6. maddelerinin iptali) vermişti. Şimdi gündeme gelen düzenleme 2015 AYM kararından mı güç aldı bilemem. Gerçi bu aslanların bir düzenleme için sırtlarını AYM kararına dayama ihtiyacı hissetmesi gerekli mi? diye sorabilirsiniz, ki siz de haklısınız!

Anayasa ya da yasa değişikliklerini tek başına o değişikliğin ‘sözüne’ bakarak yorumlayamazsınız. Sözü/lafzı tek değerlendirme ölçütü aldığınızda değerlendirmeniz eksik, çoğunlukla yanlış olur. Ayrıca, diyelim ki ‘pozitivist hukuk’ ekolünü benimsemiş olun; eğer yorumlarken baktığınız yerin ‘düzenlemenin sözcükleri’ olması gerektiği iddiasındaysanız, bana kalırsa pozitivist hukuku biraz yanlış anlamışsınız demektir. Zira yoruma konu olan düzenleme, evet gözünüzün önündeki düzenlemedir; ancak o norm gözünüzün önüne uzaydan düşmemiştir. Belli bir ortamda, belli aşamalardan, tartışmalardan geçerek oluşmuştur ve ‘koşulları’ hesaba katmayan her hukuk yorumu, eksik, muhtemelen yanlış ve bezen de ziyadesiyle zırvadır.

Bu vahim ‘hukuk normu değerlendirmesinin’ tipik örneği, 2010 Anayasa değişikliğini destekleyenlerce yazılıp çizilenler oldu. Hani, ‘Canım bireysel başvuru hakkı fena bir şey miydi?’ deniyor ya, işte bu ‘görüş.’ Tabii ki fena bir şey değildi de, değişiklik yurttaş özgürlüklerini pekiştirmek için değil, yargıyı ele geçirmek için yapılıyordu ve bunu görmek için hiç öyle niyet okumaya gerek yoktu. TBMM tutanak dergisi ve gazete okumak yeterliydi.

Bugünkü müftü nikâhı tartışmasını da yalnızca ‘norm’ bağlamında ele almak akla ziyan bir tutum. Dinsel çoğulculuk ilkesi gereği batı demokrasilerindeki evlenme biçimleri vs. kuşkusuz tartışılır, konuşulur. Bu satırların yazarı, neyin ne zaman konuşulması gerektiğine ‘karar verme makamı’ vs.  değil. Buna mukabil bir konuyu tartışmak için asgari koşullar ve nitelikli tartışmacı gerektiğinin farkında, hiç olmazsa. Müftünün nikâh kıyması, toplumsal bir talep, ya da dinsel çoğulculuk ilkesi gereğince değil, açıkça parasız kalan esnafın eski defterleri karıştırma eğilimi nedeniyle gündemde.

Şu yaşıma dek, yetiştiğim Sünni dindar dünyada bir Allah’ın kulunun çıkıp ‘Neden müftülükte evlenemiyoruz?’ diye dertlendiğine tanık olmadım. Kuşkusuz orta halli Müslüman kesimden söz ediyorum; Allah ve Peygamberleri ile aralarına lüzumsuz adamların girmesine izin vermeyen ve dinden/dindarlıktan menfaat elde etmeyen, sıradan dürüst insanlardan. Siyasal İslamcılardan değil.

Toplumsal talepmiş öyle mi? Hadi oradan Allah aşkına. İsteyen yurttaş resmi nikâh yanında dini nikâh da yaptırıyor zaten. Karşı çıkan mı oldu? Bu arada, durup dururken din bilgisi konularına girmek istemiyorum ama nikâh dediğin; şahitliktir, aleniliktir. Bir din adamı karşısında nikâh yapıyor olmanın, insanların içini rahatlatması dışında dini bir değeri yok. İyi kötü din bilgisi olan herkes bunu bilir.

Tasarı Meclis’te kabul edilirse herhalde tahmin edersiniz, aileler birbirine düşecek, durup dururken insanlar muhatabını dinsizlikle vs. itham etmeye başlayacak. Müftüler taleple başa çıkamayacağı için irili ufaklı din adamları nikâh kıyacak. İçine sinmeyenler, bu duygularını dile getirmeye çekinecek. Çiftler üzerinde toplumsal bir baskı olmayacağını düşünen var mı? Varsa, onlar hangi gezegende yaşıyor acep? Yoksa zaten bir toplumsal baskı olsun diye mi yapılıyor her şey?

Evet, bu yüzden yapılıyor. Yeni bir ‘dini referans’ ve ‘yeni bir toplumsal baskı aracı’ daha olsun diye. Toplumsal talepten dolayı değil. Hani, meczup olduğu iddia edilerek paçası kurtarılmaya, yüzü yıkanmaya çalışılan bir takım ‘tarihçiler,’ ‘yazarlar’ var ya; işte bu adamların böylesine pervasızca davranabilmesi, Cumhuriyet düşmanlığı, laiklik düşmanlığı ve Atatürk düşmanlığı (şimdilik daha ziyade İnönü üzerinden!) yapabilmesi ile şu nikâh hikâyesinin çıktığı kapı aynı. Nasıl ki o heriflerin hiç biri meczup değilse, devlet başkanı sofrasının gözdeleriyse, yeni Türkiye’nin beş para etmez ideologlarıysa; müftü nikâhı da bir talep ya da toplumsal sorunun çözümü değil, bir hedef.

Resmi bir işleme dinsel nitelik/renk/ton kazandıran taslak, hem laikliği hem de din/vicdan özgürlüğünü zedeleyecek. Eğer bir İskandinav ülkesinde yaşıyor olsaydım, farklı boyutlarını tartışırdım. Uygun koşullarda, uygun insanlarla, uygun terminolojiyle. Amma velakin gâvur İngiltere’de, gâvur İsviçre’de yaşamıyoruz! İktidarın her Allah’ın günü toplumun yarısını yok saydığı ve tüm devlet güçlerinin tek merkezde toplandığı, mahallelerde ‘sıbyan mekteplerinin’ açıldığı, üç beş yaşındaki erkek çocukların ortalıkta sarık ve cüppeyle dolaştığı, sekiz on yaşında kız çocuklarının çarşafa sokulduğu, kamusal ve özel yaşamımıza dair her konunun din bağlamında ele alınmaya başlandığı bir memleketteyiz.

Gündemdeki düzenleme Cumhuriyet’in laik niteliğinde koca bir delik ‘daha’ açacak. Ve laik/seküler olmayan bir demokratik devlet yok yeryüzünde. Düzenlemenin ‘yakacağı’ alan, ‘cürmünden’ çok daha büyük. ‘Efendim ne olacak ki, nikâh aynı nikâh, ha müftü kıymış ha belediye memuru?’ sorusunu yöneltenlerin tavrını hayret verici buluyorum. Türkiye’de bir adım sonrasında, ‘Resmi nikâh yanında dini nikâh da olsa, isteyen resmi isteyen yalnızca dini nikâh yaptırsa ne olur!’ sorusu gelecek. ‘Canım, bir yurttaş inancı gereği resmi nikâha karşı olamaz mı?’ Ne yani karşı mı çıkacaksınız? Yoksa din düşmanı mısınız!

Müftülükte nikâh konusunda, memleketin şu koşullarında dahi ‘yine ve yeniden’ bir hikmet arayanlar, yukarıdaki sorular gündeme (ve TBMM’ye!) geldiğinde ‘Hay Allah, iyi de biz o zaman böyle olsun diye desteklememiştik ki,’ diyebilir.

Birileri de onların bu hallerinden çok sıkılmış olabilir. Çok…

Yazı önerileri: Taner Timur hocanın (kabile devleti/dünya devleti) ve sevgili meslektaşım Abdurrahman Aydın’ın yazılarını (Alevilik/oryantalizm) buraya bırakıyorum.