Artık biliyoruz ki IŞİD’in Musul’u ele geçireceği belli olduğunda MİT, konsolosluk personelinin tahliye edilmesini önermişti. Bu öneriyi reddeden kişi bugün Başbakanlık koltuğunda oturuyor!
Öneriyi reddetti çünkü ideolojik olarak inanıyordu ki ‘IŞİD bizimkilere dokunmaz’! Muhtemelen ‘Hepimiz Sünniyiz’ diye düşünüyordu. ‘Düşmanlarımız’ diye tanımladığı gruplar da ortaktı: Suriye’de Esad ve Rojava’daki PKK’lı Kürtler, Irak’ta Şii Maliki hükümeti!
‘Düşmanımın düşmanı dostumdur’ diye düşünüyordu, mezhep kardeşliğine güveniyordu, öğrenciliğinden beri kafasından atamadığı romantik panislamist hayaller ile görüşleri buğulanmıştı!
Erdoğan–Davutoğlu ikilisi, Başbakan ve Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’yi sonu belirsiz bir maceraya sürüklediler. Hayallerinde yaşadıkları mezhepçi dayanışma duygularıyla politika oluşturdular ve şimdi o politikanın rehinesi durumundalar.
Sınırımız, hep söylediğimiz gibi Peşaver’e döndü, şimdi aynı ikili, yetkileri ve pozisyonları daha da gelişmiş olarak Ortadoğu bataklığında dibe gömülmek üzereler, hepimizi de kendileriyle birlikte götürerek!