1982 YÖK uygulamasıyla üniversiteler de kişiliksizleştirilmek istendi ve gerçekleştirildi de. Özellikle AKP iktidarının zapt etmeye azmettiği İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve diğerleri birer birer zapt edildi. Peki nedir amaç? Amaç eleştiri odaklarının susturulması, tam olarak susturulamıyorlarsa da yüksek sesle konuşabilenlerin sayılarının azaltılmasıdır. Peki, bu durum kimin işine yaradı? Yanıt şudur: bu durum, yüzeyde, görünürde siyasi iktidarın, arka planda ise, Türkiye üzerinde emelleri olan emperyalist güçlerin. Biraz acı değil mi; halkın aleyhine, amaçtan bağımsız da olsa, emperyalistin lehine halk üzerinde politika oyunları kurmak, halk için acı, siyasetçi için ise hazin bir duygu değil mi! Kısacası despotik yönetimlerin ortaya çıkışı da gelişmeleri de maalesef, aynı dürtü ve kurgu üzerinde gelişir.
Yaşadığımız durumda meseleye bir bakalım, yargının inleyen işleyişine, eğitimin çöken sürecine, halkın düzensiz bölünme ve savruluşuna, milletten ve millet temsilcileri olması gereken parlamentodan da biraz kaçırılmış şekilde oluşturulmaya çalışılan barışçıl olduğu iddia edilen sürece! Bunların hepsinde demokrasi adına demokrasi çiğnenmekte iken, üniversitelerde ‘Anayasa Hukuku’, ‘Ceza Hukuku’ gibi dersler okutulurken, acaba dönemin gençleri derslerden mi, yoksa fiilen yurt sathında gördüklerinden mi etkilenir. Bu dönem gencin gözünde o dersleri yürüten hoca mı, yoksa, toplum sathında ve her kademede fiili icraat yapan ve yöneten siyasetçi mi daha ulvî ve saygın görülmektedir, acaba!
Siyaseti fazla kurcalamadan, gençlerin ve saygın halkımızın şunu düşünmelerini rica ediyorum: bir kitleyi hareke geçirirken sonuçtan önce usul gelir. Zira usulü belirli sonuca göre koymak, ilk aşamada toplumu da fazla zedelemeden siyasetçiye yarar sağlıyor olabilir. Fakat, uzun dönemde siyasetçiyi de toplumu da beter edebilecek bir yola girilmişse, sadece toplum zarar görür, siyasetçi yine yırtar, çünkü hesap dönemi geldiğinde siyasetçi ya yaşamda değildir ya da zaten ilk amacını gerçekleştirdikten sonra artık bir amacı kalmamıştır. Fakat toplumlar uzun erimli ve zaman içinde müteselsil seyrettiğinden mutlak olarak zararlı çıkar. Gelecek nesil toplumun çimentosunu bugünün gençleri oluşturacağından, gençlerin çok duygulu, algılı ve uyanık olması kaçınılmazdır. Umarım böyle gelişir süreç!