Türkiye’de basın, kendi tarihinin en ağır saldırısı altındadır. Ve bu baskı giderek artan bir eğilim göstermektedir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Erdoğan-AKP yönetimi, bir yandan ‘bağımsız basın’ diye övüyor görünmüştür ama darbe tehdidi savuşturulduktan sonra ‘darbe girişiminin lütfu’ndan yararlanmanın öne çıkmasıyla birlikte, gerçeklerin haberini yapan basın ve TV kanalları da hedefe konmuştur.
Onun içindir ki, ‘FETÖ’cülüğe bağlanmış kimi ‘gazeteciler’e yönelik girişimler bahane edilerek gerçeğin haberini yapmayı ilke edinmiş gazeteciler de süren baskıların yanı sıra ‘OHAL’in de hedefi yapılmıştır.
Ama bu gerçeği haber yapan gazeteciliği baskı ve şiddetle sindirerek gerçeklerin üstünü örtme yolunun çıkmaz olduğu hem Türkiye’nin hem de insanlığın mücadele tarihinin yakın geçmişinin en önemli dersidir. Bugün yüz dolayında gazetecinin, cezaevinde olması, Özgür Gündem’le dayanışmak amacıyla ‘bir günlük yayın yönetmeliği nöbetine’ katılan onlarca gazeteci, aydın hakkında davalar açılmış olması, bu kapsamda Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay gibi tanınmış yazar ve aydınların tutuklanması gerçeklerin yazılmaya, söylenmeye devam edilmesini önleyememiştir.
Bu dersten öğrenmeyenler bir kez daha akamete uğrayacaklar, gerçeklerin üstünü örtmeyi başaramayacaklardır!