Cumhuriyetin kuruluşunun ardından Türkçülük kendiliğinden tek seçenek olarak kalmıştı.
Bu dönemde “Türk kimliği” -Fransa örneği esas alınarak- ortak aidiyet değeri olarak benimsendi.
Ancak Türk kimliğinin de anlam içeriği biraz muğlaktı henüz. Resmî görüş bütün vatandaşları Türk olarak kabul ediyordu. Ama Türklüğü bir milli kimlik gibi değil etnik aidiyet gibi tarif ediyordu. Aydınlar arasında da benzer bir kafa karışıklığı kendini gösteriyordu. Özellikle millet kavramının içerdiği etnik çeşitlilik bir yere oturtulamıyordu.
İşte bu noktada bir “çözüm yolu” olarak Anadolu milliyetçiliği fikri ortaya çıktı.
Malazgirt’i milli bir sembol, daha doğrusu Türk kimliğine milat olarak ilk defa ileri süren de Yahya Kemal’dir.
Camile Jullian’in “Fransız milletini bin yılda Fransa’nın toprağı yarattı” sözünden ilhamla Anadolu milliyetçiliği fikrinin ilk nüvesi olarak “Acaba bizi de Malazgirt’ten, 1071’den sonraki sekiz yüz senede Türkiye’nin toprağı yaratmamış mıydı?” sorusunu ortaya attı.