İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası 21’inci gününde devam ediyor. KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt kendisini şöyle savundu:
“KİPTAŞ’ın o dönemin parasıyla 1,2 milyar borcu vardı, bugünkü dolar kuruyla 220 milyon dolar. Yani bugün yaklaşık 9,5 milyar liralık bir borç. Bir–bir buçuk yıl sonra da tüm borçlarımızı sıfırladık.”

9 Mart’ta başlayan davada 407 kişi yargılanıyor. Duruşma, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun (Silivri Cezaevi) karşısındaki salonda görülüyor. Yargılamayı İstanbul 40’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi yürütüyor. Tutuklu sayısı şu an İmamoğlu dahil 84.
Bakırköy başsavcılığı 7 Nisan sabahı İmamoğlu hakkında “Bu dosyada tek suç örgütü var, iddia makamıdır” sözü nedeniyle re’sen (kendiliğinden) soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.
Aynı gün duruşmada savcı, İmamoğlu’ndan ‘savcılığı baskı altına almaya çalışan beyanlarından vazgeçmesini’ istemiş; “Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz savcılık makamı olarak. Haddinizi aşmayın” demişti.
Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın aktardığına göre iş insanı Esma Bayrak savunmasında şunları söyledi:
*12 yıldır dijital reklamcılık alanında çalışıyorum. Herhangi bir siyasi partiye veya kamu kurumuna bağlı bir geçmişim yoktur. Google Tag Manager (GTM) ve benzeri araçlar üzerinden suçlanıyorum.
*Ancak açıkça ifade etmek isterim ki; GTM yalnızca web sitelerinin ön yüzünde çalışan, veri tabanına erişimi olmayan, kişisel veriye ulaşması teknik olarak mümkün olmayan bir araçtır.
*Bu araçlar sadece anonim kullanıcı davranışlarını ölçer. Google Analytics dahil tüm sistemler tahmini ve anonim veriler sunar, kişisel veri çekemez.
*İstanbul Senin uygulamasıyla hiçbir bağlantım yoktur. Bu uygulamayı iddianamede öğrendim. Hiçbir teknik aşamasında yer almadım.
*Benim yaptığım iş; sektörde herkesin yaptığı gibi, verilen kodu üretmek, mail ile iletmek, ilgili kişi ve ajansları eklemekten ibarettir.
*Bu işin doğası budur. Bu rutin bir iş sürecidir ve bunun ceza mahkemesinde suçlama konusu yapılacağını öngörmem mümkün değildi.
*Biri başkasından duymuş ‘aslında bunun’ diyor. Yani bildiğiniz aslında dedikodu diyeyim de yani iftira.
*İki yıl önce ben Kariyer İBB Zirvesi’nin reklamlarını yayına aldım ve hâlâ ödememi alamadım. Savcılığın iddia ettiği gibi bir ilişkim olsa ya ben bu ödemeyi alamaz mıydım?
*Kız kardeşimin KİPTAŞ’tan ev almasıyla 2023’teki kurultayı nasıl etkilemiş olabilirim? Kardeşim tamamen kendi parasıyla, hamam işleterek aldı.
*Dijital reklam hizmeti veren biri olarak; analiz raporlamasını görmek isteyen müşteri için Google Tag Manager kodu göndermekten artık kaygılanmalı mıyım?
*Bu iddianame açıkçası biraz psikolojimi bozdu. Çünkü çok basit şeylere, gerçekten çok basit şeylere çok büyük ve daha kötüsü yanlış anlamlar yüklenmiş. Tam sekiz aydır bu tablo nedeniyle tutukluyum. Özgürlüğümden, işimden, ailemden uzağım.
Bayrak’ın avukatı Mert-Er Karagülle ise şunları söyledi:
“İBB WiFi, Yürü Be İstanbul, Halk Bakkal ve 150 Gün 150 Proje… Sayın Savcı demiyor mu ‘Sen İstanbul Senin dedin, bu mailde dediklerinin konusu bambaşka bir şey’ demiyor mu?”
Erol Naim Özgüner bunu savcılığa vermeden önce kendi kendine forward etmiş… Doğrusu anlamını bilmiyoruz. Önce forward ediyor, sonra veriyor.
Erol Naim Özgüner tarafından sunulan bozulmuş mail… Esma Bayrak… Gmail değil, bakın; Qmail… Bunlar içerik olarak konuyla bağlantısı açısından asla ve asla zaten delil değil ama bir de tahrif edilmiş delil.
İddianamede, ihalelerin aslında bir kurgu olduğu ve işi alacak firmanın önceden belirlendiği öne sürülmektedir. Ancak aynı iddianamede savcı, Esma Bayrak’ın şirketi Ponte ile birlikte ihaleye katılan diğer iki şirket (Ottopet ve Medya Hizmetleri) hakkında bir iddia bulunmadığını ve onlara sorumluluk atfedilmediğini belirtmiştir. Sayın Savcı diyor ki bunlardan İkisi… kurgunun parçası değil. ‘Çünkü ben bunlara dava açmıyorum, böyle bir iddia yok’ diyor… Kurgu dediğinizden benim anladığım, katılanların hepsinin ayarlanmış olması lazım. ‘Hayır değil’ diyor Sayın Savcı.”
Gazeteci Muratcan Altuntoprak’ın aktardığına göre Ali Kurt’la mahkeme başkanı arasında şöyle bir konuşma oldu:
”Kurt: Siz Ertan Yıldız ile tanıştınız mı hiç?
Mahkeme başkanı: İkinci celsede tanışacağız
Kurt: Ertan kaçar zorla getirmezseniz.”
Kurt daha sonra Yıldız’la ilgili şunları dedi:
”Çok zeki adamdır. Ama ne diyor ‘KİPTAŞ ile alakam yoktur’ diyor. Sen 2020 yılından beri KİPTAŞ’ın yönetim kurulu başkanısın. Bu kadar da yalancısın. Ertan Yıldız, en güvenli liman gördüğü için KİPTAŞ’ı seçti. Yönetim Kurulu üyesi olduğu için huzur hakkı alıyordu. Sorun yaşamamak için KİPTAŞ’a girdi. ‘Ali Kurt kendi ekibini kurmuştur’ diyor. Ya sen yönetim kurulu başkanısın. Ertan, ‘Ekrem İmamoğlu özel ilgilendiği için ben KİPTAŞ ile ilgilenemedim’ diyor. İmza attığı şirkette ne olduğunu bilmez mi insan. Ertan Yıldız bu kadar yalan söyleyebilen biri.”
Gazeteci Erdoğan’ın aktardığına göre Kurt iddianamedeki iddialarla ilgili şunları söyledi:
*İddianamedeki iddialar maalesef teknik kavramların yanlış yorumlanması, etkin pişmanlık adı altında sorumluluktan kaçmaya çalışan şahısların çelişkili beyanları ve somut gerçeklerle bağdaşmayan kurgular üzerine inşa edilmiştir.
*2005’in temmuz ayında Toplu Konut İdaresi İstanbul Biriminde işe başladım. Toplu Konut İdaresi’nde ilk yardımcısı olarak çalıştım. Uzman yardımcısı olarak çalıştım. İstanbul’dan sonra Kültür Müdürlüğü’nün müdürü oldum. Sonra İstanbul Emlak Daire Başkanlığı’nda çalıştım. Sonra İstanbul Kentler Yenileme Daire Başkanlığı yaptım.
*Her ne kadar yönetici olduğum birimlerin başında İstanbul yazsa da sayın başkan, İstanbul başta olmak üzere Bursa, İzmir, Kocaeli, Balıkesir gibi büyük şehirleri kapsayan, aslında Marmara ve Ege’nin büyük bir kısmını kapsayan 24 ilçede görev yaptım.
*Çalıştığım projelerden de biraz bahsetmek istiyorum. İstanbul 3. Havalimanı’nın kamulaştırma işlemleri bu kapsamda proje yöneticisi olarak çalıştım. Tamamen mesleki tecrübemle yürüttüm.
Şu anda Kanal İstanbul adıyla yapılmaya çalışılan proje aslında bir rezerv alandı.
*O rezervlerin belirlenme sürecinde de kamuya dokunan, bilinen belki 4-5 teknik insandan biriydim. Yani kamunun mahrem derecede projelerinde çalıştım. O proje sınırlarının belirlenmesi, ilkelerin oluşturulması, kamulaştırma, imar ve altyapı süreçlerinde bulundum. Amacımız o zaman İstanbul’daki riskli yapıların bu alanlara taşınmasıydı. Tabii görevim gereği devletin birçok üst makamıyla, dönemin başbakanları ve bakanları dâhil olmak üzere birçok toplantıya katıldım. Bu detayı niye veriyorum, kendi reklamımı yapmak için değil.
*Kanal İstanbul’un yapıldığı rezerv alan yaklaşık 377 kilometrekarelik ilk belirlenen alandı; güneyden kuzeye İstanbul Avrupa Yakası’nın büyük bir kısmını kapsıyordu.
*Bu sınırları belirlediğimizde Türkiye’de bunu bilen, devletin üst kademeleri hariç 4-5 kişiydi, bunlardan biri de bendim, işin koordinasyonunda bulunduğum için.
*İncelendiğinde, ne birinci derece yakınlarımın ne üçüncü derece yakınlarımın bu süreçlerde 1 metrekare yer aldığı görülemez. Prensip olarak ne KİPTAŞ’ta ne TOKİ’de çalıştığım yerlerde hiçbir şekilde şahsi menfaat elde etmedim. Bu alandaki tecrübem nedeniyle KİPTAŞ ve Toplu Konut İdaresi bana görev teklif etti.
*Çünkü TOKİ’nin kaynak üretmesini sağlayan birimlerde görev yaptım. Ama hiçbir zaman böyle bir şeyi suistimal etmedim. Az sonra mal varlıklarıyla ilgili de açıklamalar yapacağım.
*Dört farklı TOKİ başkanıyla çalıştım. İdari dönemde kadroya geçtim, memur oldum. İdari dönemde şube müdürü oldum.
*Diğer TOKİ başkanlığı döneminde evrak daire başkanı oldum, başka bir dönemde kentsel yenileme daire başkanı oldum. Şu anki TOKİ başkanıyla da aynı anda daire başkanlığı görevinde bulundum. Türkiye’de 17-25 Aralık süreci oldu. O dönemde Toplu Konut İdaresi’nde bazı birimlere operasyon yapıldı.
*Ben dahil değildim ama görev yaptığım birim etkilenmişti. Daha sonra 15 Temmuz süreci yaşandı. Tüm kamu düzeni gibi TOKİ’de de etkileri oldu. Ben daire başkanı olduğum dönemde, o dönemin TOKİ başkanı siyasi kimliğim nedeniyle evrak daire başkanlığı görevini bana verdi.
*Bu çok önemli bir görevdi; tüm kamulaştırma süreçleri, proje sınırlarının belirlenmesi, imar uygulamaları ve satın alma süreçleri burada yürütülüyordu.
*Şube müdürü olduğum dönemde, 2013–2014 yıllarında, yaklaşık 750 milyon liraya yakın bir harcama yetkim vardı. O dönem bazı ilçe belediyelerinin bile bu büyüklükte bütçesi yoktu.
Bunu anlatmamın sebebi şudur: Devlet görevinden ayrıldığımda sahip olduğum yetki ve bütçeler kayıtlarla da teyit edilebilecek niteliktedir.
*2019 yılında KİPTAŞ Genel Müdürü olarak göreve başladığımda KİPTAŞ’ın o dönemin parasıyla 1,2 milyar borcu vardı, bugünkü dolar kuruyla 220 milyon dolar. Yani bugün yaklaşık 9,5 milyar liralık bir borç, Sayın başkanım.Sadece bu 1,2 milyar lira dediğim paranın 240 milyon lirası, yani yaklaşık 40 milyon doları kamu bankalarına olan borçlardı.
*Biz tabii bir anda böyle bir borç yüküyle karşılaşınca şok olduk. KİPTAŞ o kadar kötü bir finansal durumdaydı ki vergi dairesine olan borçlardan dolayı genel müdürlük binasını ipotek ettirmek zorunda kaldıÇok ciddi bir finansman planlaması yaptık. Borçlarımızı yapılandırdık. Yarım kalan dokuz tane işimiz vardı, hâlâ bir tanesi devam ediyor. Bu işlerin teslimine öncelik verdik ve bir yıl gibi bir sürede tüm sistemi yeniden işler hale getirdik. Şöyle söyleyeyim, bir–bir buçuk yıl sonra da tüm borçlarımızı sıfırladık.