Kapıdan girdiğinizde kesif küf kokan, sıraları arasında fareler dolaşan, kulisi olmadığı için, film göstermekten başka bir işe yaramayan ve bir daracık sokakta tek başına olduğu için günümüz sinema seyircisine de artık hitap etmez hale gelip çağdışı kalan Emek Sineması’na her gittiğimde nasıl üzülürdüm..
Özel izin alıp, içeri girdim.. Boşken iyice göreyim, diye.. Vay be!.. Bu ne Emek’miş meğer.. O süslemeler, tertemiz olunca ortaya çıkmış.. Salon balkon.. Kırmızı koltuklar, localar.. Yanımdaki bizim ailenin saraylısı kız kardeşim Serpil, “Kendimi Londra’da zannettim” dedi.. “Şu balkonun ucu da Kraliçe’nin locası..”
Daha ne diyeyim, anlatmak için…