Bugün yeryüzü siyasetinde yaşanan her şey ve bahsettiğim yeni dünya düzensizliği şu tablonun sonucudur. Yani, başarısız olmuş neo-liberal ekonominin, yarattığı olumsuz sosyo-ekonomik tabloya bağlı olarak yıktığı toplumun, genişlettiği yoksulluğun ve işlevsizleştirdiği demokrasinin uzantılarını yaşıyor dünya. Ama hemen belirteyim ki, tüm bu olumsuzluklarına rağmen neo-liberal model ve kurduğu sistem kendi açısından başarılı olmuştur.
1980’lerden başlayarak kapitalist yatırım her şeyden önce olağanüstü bir teknolojik dönüşüm getirmiştir. Dünyanın bugün gelip durduğu konum o teknolojik dönüşüme bağlıdır. Teknoloji devi şirketlerin dünyadaki servetin kaçta kaçını ellerinde tuttuğunu, finans kapital şirketlerinin servetinin oranını bilmek, milyarderlerin yoksulların sayısına oranını hatırlamak bugünkü dünya düzenini anlamak için yeterlidir. Kısacası, tarihin görmediği bir parasal ve teknolojik genişlemeden söz ediyoruz. Bunu, gücü elinde tutan sınıflar için, evet, neo-liberal ekonomiler sağladı.
Bugünkü dünya düzeninin özünü dengesizlik meydana getiriyor. Carl Schmitt’ten beri devam eden dost-düşman ayrımı hâlâ geçerli olsa bile, o stadium’u dengede tutmak yönünde gösterilen çabalar artık geçerli değil. Çünkü, bugünkü uluslararası politikayı (tarihin başka dönemlerinde de olduğu gibi) teknolojik üstünlük ve onunla kurulan irtibatın gücü sağlıyor. Kısacası, yeni servet yeni dünya düzensizliğini tayin ediyor.