Dünyada önemli bir ticaret savaşı daha tırmanışını sürdürüyor. Bu savaş çelik sektöründe. Çünkü çelik artık yalnızca otomobilin, binanın, fabrikanın, geminin veya demiryolunun hammaddesi değil. Çelik; sanayi gücü, savunma kapasitesi, enerji güvenliği, istihdam ve hatta ekonomik bağımsızlık anlamını taşır durumda.
Bu nedenle bugün bu ülkelerin politikaları yalnızca kendilerini ilgilendirmiyor. Dünya, giderek sertleşen bir küresel çelik savaşına doğru ilerliyor. Ve Türkiye de bu savaşın tam merkezinde.
Ülkemiz, 2025 yılında 38,1 milyon tonluk üretimle dünyanın yedinci büyük ham çelik üreticisi konumuna yükseldi ve Almanya’nın bile önüne geçmeyi başardı. Böylesine önemli bir üretici ülkenin çelikte yaşanan küresel dönüşümü yalnızca izlemesi düşünülemez. Doğumuzda Asya üretim kapasitesi, batımızda giderek korumacı hale gelen Avrupa ve karşımızda kendi sanayisini gümrük duvarlarıyla koruyan Amerika. Türkiye tam anlamıyla çelik üçgeninin ortasında.
Çelik konusu artık milli sanayi politikası olarak ele alınmak durumunda. Ama yapılması gereken sadece ithalata duvar örmek değil; yüksek katma değerli, düşük karbonlu, enerji verimli ve teknolojik çelik üretiminde bölgesel merkez olmak olmalıdır. Elektrik ark ocaklı üretim yapımız önemli bir avantajdır. Yenilenebilir enerji kapasitemizi çelik sanayisiyle buluşturabilirsek Avrupa’nın yeşil dönüşümünü tehdit olarak değil fırsata çevirebiliriz.