Hakan Çınar: Çelik konusu artık milli sanayi politikası ola­rak ele alınmak durumunda

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Dünyada önemli bir ticaret savaşı daha tırma­nışını sürdürüyor. Bu savaş çelik sektöründe. Çünkü çelik artık yalnızca otomobilin, binanın, fabrikanın, geminin veya demiryolunun hammad­desi değil. Çelik; sanayi gücü, savunma kapasitesi, enerji güvenliği, istihdam ve hatta ekonomik ba­ğımsızlık anlamını taşır durumda.

Bu nedenle bu­gün bu ülkelerin politikaları yalnızca kendilerini ilgilendirmiyor. Dünya, giderek sertleşen bir kü­resel çelik savaşına doğru ilerliyor. Ve Türkiye de bu savaşın tam merkezinde.

Ülkemiz, 2025 yılında 38,1 milyon tonluk üre­timle dünyanın yedinci büyük ham çelik üretici­si konumuna yükseldi ve Almanya’nın bile önüne geçmeyi başardı. Böylesine önemli bir üretici ül­kenin çelikte yaşanan küresel dönüşümü yalnızca izlemesi düşünülemez. Doğumuzda Asya üretim kapasitesi, batımızda giderek korumacı hale gelen Avrupa ve karşımızda kendi sanayisini gümrük duvarlarıyla koruyan Amerika. Türkiye tam anla­mıyla çelik üçgeninin ortasında.

Çelik konusu artık milli sanayi politikası ola­rak ele alınmak durumunda. Ama yapılması ge­reken sadece ithalata duvar örmek değil; yüksek katma değerli, düşük karbonlu, enerji verimli ve teknolojik çelik üretiminde bölgesel merkez ol­mak olmalıdır. Elektrik ark ocaklı üretim yapı­mız önemli bir avantajdır. Yenilenebilir enerji kapasitemizi çelik sanayisiyle buluşturabilirsek Avrupa’nın yeşil dönüşümünü tehdit olarak de­ğil fırsata çevirebiliriz.

Hakan Çınar’ın yazısı