Dünya ekonomisi bir süredir alışık olduğu kurallarla ilerlemiyor. Normal şartlarda enflasyon yükselirken büyüme düşer, büyüme hızlanırken enflasyon kontrol altına alınır. Ancak bugün dünyada her iki olumsuzluğun aynı anda yaşandığına şahit oluyoruz. Yani ekonomi hem yavaşlıyor hem de ısınıyor. Bu durum, ekonomi literatürünün en tehlikeli senaryolarından biri olan stagflasyon ihtimalini yeniden gündeme getirdi.
Ortadoğu’da artan jeopolitik gerilimler ve özellikle Hürmüz Boğazı’na yönelik riskler, enerji maliyetlerini yukarı yönlü baskılamaya devam ediyor. Bununla birlikte pandemi sonrası tam anlamıyla toparlanamayan tedarik zincirleri, küresel ticarette maliyetleri kalıcı biçimde artırmış durumda. Buna bir de yüksek faiz ortamı eklendiğinde, ekonomik büyümenin ivme kaybetmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Tam da bu noktada asıl sorun ortaya çıkıyor; Merkez bankalarının manevra alanı daralıyor. Enflasyonla mücadele etmek için faiz artırılması gerekirken, büyümenin zayıfladığı bir ortamda bu adım ekonomiyi daha da baskılayabiliyor. Tersi durumda ise, yani büyümeyi desteklemek adına faizlerin düşürülmesi halinde, enflasyonun kontrolden çıkma riski artıyor. Kısacası, ekonomi politikası açısından bir çıkmaz sokak ile karşı karşıyayız.
Artık masada yeni kelime var, o da stagflasyon. Ne diyelim, kendimiz ettik kendimiz bulduk.