Artık araba tam bir yıkım ve katliam aracına dönüşmüş durumda… Nitekim Dünya Sağlık Örgütü’nün 20 Temmuz 2026’daki yayınına göre yaklaşık 1 milyon 160 bin kişi trafik kazalarında hayatını kaybetmiş… Yaralananların da 20-50 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor… Dünya’da her gün 3 bin 178 kişi trafik kazalarında ölüyor… Türkiye’de geçen yıl (2025) 1 milyon 549 bin 574 trafik kazasında 6035 kişi hayatını kaybetti, 403.937 kişi yaralandı…
Özel arabaya dayalı ulaşım topluma büyük maliyetler yüklüyor… Arabalar tarafından atmosfere salınan ve sera etkisi yaratan karbon gazının atmosferi ısınmasındaki payının %20’ler civarında olduğu tahmin eriliyor. Velhasıl arabanın doğanın dengesinin bozulmasında önemli bir paya sahip, dolayısıyla iklim değişikliğini tetikleyen unsurlardan biri… Başka türlü söylersek, araba eko-sistemi bozuyor, ekolojik yıkımı azdırıyor, havayı kirletiyor, görüntü ve gürültü kirliliğine neden oluyor… Trafiğe giren araba sayısı arttıkça ulaşım hızı yavaşlıyor.
İstanbul ve Ankara’da sadece sabah-akşam saatlerinde değil, bütün gün trafik tıkanıyor. 15 dakikada gidilecek yere yaklaşık bir saat harcandığı oluyor…
Fakat arabanın insana ve kente verdiği zarar çok büyük… Bir kere araba sahibi olanları bencilleştiriyor, saldırganlaştırıyor, obeziteyi arttırıyor. Direksiyona geçen “sürücü birey” arabanın kapısını kapattığı anda dünya ile ilişkisi kesiliyor. Araba şimdilerde öylesine bir yabancılaşma ve bağımlılık yaratmış durumda ki, artık tam bir kendi kendini köleleştirme aracına dönüştü… Velhasıl araba yaşam tarzımızı, düşünce tarzımızı biçimlendiriyor. Bireyciliği, rekabet fikrini ve hız tutkunluğunu kamçılıyor… Durum böyleyken, politikacılar ‘herkese bir araba’ vadediyorlar… Ne söylediklerini, söylediklerinin ne anlama geldiğini biliyorlar mı?..