Devlet Bahçeli’nin “Halk devletin kendisine adil davrandığına inanmazsa devlete bağlılık sağlanamaz” çıkışı, siyasi kulislerin sıradan bir gün içi polemiği olarak geçiştirilemez.
Bugün hukukun önündeki en yıkıcı sınav, toplumun zihnine kazınan “seçicilik” algısıdır.
CHP’li belediyelere yönelik dalga dalga büyüyen soruşturmaların, AK Parti yönetimindeki belediyelerin sınırlarına gelince aniden durması, kamuoyunda haklı ve yakıcı bir soruyu doğuruyor: Hukuk, suçu mu kovalıyor yoksa rozeti mi?
Eğer bir fiil sadece işleyen kişinin siyasi kimliğine göre “suç” sayılabiliyorsa, ortada dağıtılan bir adaletten değil, kurumsallaşmış bir çifte standarttan söz edilir. Adaletin sadece var olması yetmez; uygulandığının sokaktan da net bir şekilde görünmesi gerekir.
Bu çerçeveden bakıldığında Bahçeli’nin sözleri, muhalefete verilmiş rutin bir cevap değil; iktidar pratiğine ve yargıdaki duruma kesilmiş zımni bir “fren” faturasıdır. İktidar bloku, kendi kurduğu düzenin meşruiyet krizine girdiğini en yakın ortağının ağzından duymuştur.