Fatih Yaşlı: Toplumsal yaşayış artık din olduğunu hepimizin bildiği bir 'üst ilke' etrafında yeniden biçimlendiriliyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Yani partili cumhurbaşkanlığına cevaz veren ve parlamenter rejimi ortadan kaldıran bu anayasa değişikliği teklifi hiç gündeme gelmemiş olsaydı, Türkiye’de yaşanan süreci bir rejim değişikliği olarak görmeyecek miydik?

Bu soruların yanıtı açık bir şekilde hayır ve bunun da esas olarak üç nedeni var. Birincisi artık egemenliğin kaynağı ulus değil millet.

…İkincisi, kâğıt üzerinde parlamenter görünen sistem, fiilen çoktan bir tür başkanlığa dönüşmüş durumda. Ülke parlamentodan ve başbakan başkanlığındaki bakanlar kurulu tarafından yönetilmiyor, ülke Saray’dan yönetiliyor.

Yani devlet aygıtı içerisinde de mevcut anayasal düzeni ihlal anlamına gelecek şekilde bir güç kayması var, güç parlamento dışında bir yerde Saray’da birikiyor ve devlet de giderek bir parti-devleti hüviyetine bürünüyor.

Üçüncüsü ise müfredat değişikliği örneğinde gördüğümüz üzere, toplumsal yaşayış artık din olduğunu hepimizin bildiği bir “üst ilke” etrafında yeniden biçimlendiriliyor.

Çocukların ders kitaplarından katılmak zorunda oldukları etkinliklere, “değerler eğitimi” adı altında dinsel bir ideolojiyle biçimlendirilmelerinden zorunlu imam-hatipleştirmeye, en somut şekilde eğitim alanında görebildiğimiz ama hayatın bütün alanlarını kapsayan ve din merkezli bir toplumsal mühendislik projesiyle karşı karşıyayız.

Fatih Yaşlı’nın yazısı