Bu süre içerisinde gerçekten epeyce kritik bir kararın verilmesi gerekiyor. Çünkü her ne kadar Erdoğan ‘partili bir cumhurbaşkanı’ olacaksa da AKP gibi şemsiye özelliği taşıyan bir partiyi hemen bir yıl içinde seçimlere hazırlamak kolay iş değil. Hele iktidarın 2015 genel seçimlerinde de yüzde ellinin üzerine çıkmayı ve anayasayı değiştirecek meclis çoğunluğunu sağlamayı hedeflediği düşünülürse…
Bir çözüm yolu başbakan ile parti başkanının ayrılmasıydı. Böylece başbakan hükümeti yönetir ve toplum nezdinde AKP misyonunun taşıyıcılığını yüklenirken, parti başkanı da teşkilatı seçime hazırlayabilir, parti içindeki dengeleri kollayabilirdi. Ancak bu durumda cumhurbaşkanı ile birlikte üçlü bir yönetim söz konusu olacaktı ve Erdoğan’ın bunu hem pratik yönetim sorunları, hem de ileriye dönük parti içi istikrar açısından uygun bulmadı.
Sorun böyle bir görevi devralacak kişiden beklenen dört işlevin aynı anda tek bir insanda bulunmasının zorluğu… Bu işlevlerden birincisi şu ana kadar Erdoğan’ın sürdürdüğü değişim ve reform misyonunun aynen yeni başbakan tarafından da yüklenilmesi. İkincisi, değişim süreci ve AKP iktidarına karşı var olan ve oluşabilecek tehlike ve tehditler karşısında sağlam durulması. Üçüncüsü partinin bütünlük içinde tutularak gelecek seçimlerde yüksek bir oy oranını garanti edecek kuşatıcılığın sürdürülmesi. Nihayet dördüncüsü dünya kamuoyunda olumlu bir izlenim yaratılarak ülkenin ‘huzurlu’ bir döneme girdiği algısının üretilmesi.