Seküler ve modern Kürtler Rojava üzerinden kendilerini tarih sahnesine çıkmış hissettiler. Beklenen an gelmişti… 21. Yüzyıl bir Kürt yüzyılı olacaktı…
PYD Suriye’nin karmaşık toplumsal ve siyasi tablosu karşısında, bu ‘doğuş’ imkânını azami kılmak üzere bir yol izledi. Bir yandan Esed’e mesafeli kaldı ama onunla işbirliği yapmaktan çekinmedi. Suriye muhalefetine ise fazla yanaşmamaya özen gösterdi. Bu ‘üçüncü yol’ stratejisinin Rojava’nın özerkliğini de sağlayacağını öngördü. Türkiye’ye karşı ise ikircikli bir tutum izledi. Çünkü Türkiye Özgür Suriye Ordusu’nu destekliyor ve Kürtlerin de o safta yer almasını istiyordu. PYD buna ‘evet’ demedi, çünkü bu yol özerkliği tehlikeye atabilirdi. Esed’in gitmesinin ardından nasıl bir Suriye’nin ortaya çıkacağı belirsizdi ama Esed kaldığı sürece Rojava adım adım bağımsızlığa doğru ilerleyebilirdi…
Ne var ki IŞİD bu hayallerin pek de gerçekçi olmadığını, belki de ileriye dönük ağır bir travma olarak bugün Kürtlerin omzuna yüklemi durumda. Kürtler de yanı başlarında yaşadıkları Sünnilerin ruh halini, siyasi iradelerini ve stratejik imkânlarını yanlış değerlendirdiler. Muhalefetin askeri beceriksizliklerini temel alırken, sosyolojiyi, bölgedeki toplumsal gücü es geçtiler. Ayrıca Suriye ile Irak arasındaki organik bağlantıyı, Irak’taki merkez boşluğunun nasıl dolacağını, bunun Suriye’deki yansımasını da öngöremediler. Görselerdi daha baştan Türkiye ile birlikte bir yol haritası izlemenin uzun vadede en güvenli yol olduğunu belki anlayabilirlerdi.