Eğer ekim ayındaki seçimde gerçekten de bir çoğullaşma sağlanabilirse, hem yargının meşruiyeti yeniden tesis edilebilir, hem de önümüzdeki dönemde bir devlet krizi ihtimali asgariye çekilebilir. Aksi halde AKP iktidarının türbülansı bol bir evreye girmesi son derece mümkün.
Ancak bu olay sadece krizlerin azaltılması ve devletin tepesinde ‘uyumun’ sağlanması meselesi değil. Doğrudan bir demokratikleşme meselesi… Yasama ve yürütmenin bütünleşmesi, hele ‘demokrasi öncesi’ dönemden çıkamamış ve yargısı siyasallaşmış bir ülkede denetimsizliği davet eder. Bu da ister istemez meşruiyet tartışmalarının önünü açar.
Bu nedenle iktidarın önünde hayati öneme sahip olabilecek iki stratejik çizgi var. Birincisi parti içi denetimin nesnel, şeffaf ve ‘acımasız’ bir biçimde işletilmesi… İkincisi ise sivil toplumun her alanda denetim gücünü ve yeteneğini artıran düzenlemelerin hayata geçirilmesi. Bu arada muhalefeti sistemin yeniden inşasına davet etme yaklaşımının korunması gerektiği açıktır. AKP sadece ülkeyi değil, ayağını bastığı zemini de inşa etmek ve bunu yaparken meşru olmak görevi ile karşı karşıya.
Not: Arada bir evimin kapısına Sözcü gazetesi bırakarak ‘muhalif’ ruh halini daha derinden anlamama vesile olan gizli ‘hayranıma’ teşekkür ediyorum…