Televizyonların yayınlarının karartılması, muhalif yayın yapan gazetelerin ve dergilerin kapısına mühür vurulması tek şeye işaret ediyor: Devleti yönetenler bizlerin habersiz kalmamızı, özellikle de ülkede olan biten yanlış işlere dair bilgilere erişmememizi istiyor. Devlet, polisiye önlemlerle, asker postalı ve polis dipçiğiyle gerçekleştirdiği bu “halkı habersiz bırakma baskınlarını” yaparken, aynı zamanda ekonomik anlamda da habercilik sektörüne ciddi bir darbe vuruyor. Bir yandan yüzlerce gazetecinin işsiz kalmasına neden olurken, diğer yandan sözde serbest rekabet koşullarında iş gördüklerini varsaydığımız medya kurumları arasında bölüşülmesi gereken reklam pastasına yandaş basın lehine müdahale ediyor.
Halkın haber alma hakkını bu derece hoyrat ve baskıcı uygulamalarla yok etmeye çalışan bir iktidar, neyi öğrenmemizi istemiyor? Sorulması gereken soru budur.
Baskıcı iktidarların öğrenmemizi istemedikleri şey, normal hallerde haberin tam da kendisidir ve gerçek haberciler olağanüstü hal koşullarında da olsalar haber yapmaya devam edeceklerdir. İktidar haberden ve habercilerden korkuyor, ama korkunun ecele faydası yok.