Erol Katırcıoğlu: Cumhurbaşkanı neden 15 Temmuz öncesi ve sonrası ayırımı yapıyor ki

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Hızın, kısa vadenin ve iğretiliğin yüzyılındayız. O nedenle de güvene ihtiyacımız var. İnsanlar arasında güven olmayınca da dayanışma ve birlikte yürümek zor.

Türkiye siyasi eliti ve özellikle de Cumhurbaşkanı topluma işkence mertebesinde kutuplaşma siyaseti uyguladıkça yüzyılın eğilimlerine daha da katkıda bulunarak birbirimize olan “güven”i neredeyse sıfırladık. Özellikle, muhafazakar ya da İslamcı iktidar mahallesiyle “laik” mahalle arasındaki itişmeden söz etmiyorum yalnızca. Laik kesim içinde “eleştirmek” Allah’ın emri o nedenle de burada kıran kırana bir durum olduğu açık. Ama iktidar mahallesi içinde ise daha düne kadar el üstünde tutulanların, mesela Salih Tuna gibi bir yazarın gerçekten de önemsiz sayılabilecek eleştirilerine dahi katlanamayanların olduğunu görünce olanlar olmuş bize dememek mümkün değil. Tabii darbe girişiminin bu iklimi daha da bozduğu açık.

Hafta sonu AKP’nin kuruluş yıldönümüne telekonferansla katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi aşağıya alacağım sözleri bence bu sütunda defalarca altını çizdiğim kimlik siyaseti ve kimlik siyasetinin çatışmacı niteliğiyle ilgili ilginç bir onay niteliğinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle diyor: “15 Temmuz’a kadar AK Parti’ye oy verenlerden aldığımız güçle tüm Türkiye’ye hizmet çabasındaydık. 15 Temmuz’dan sonra hangi partiye oy vermiş olursa olsun Türk milletinin tamamına karşı kayıtsız şartsız sorumluluğumuz vardır.”

Bu cümlelerde bir tuhaflık yok mu? Birinci cümledeki “tüm Türkiye’ye” ile ikinci cümledeki “Türk milletinin tamamına” ifadeleri aynı toplum büyüklüğüne işaret etmiyor mu? Cumhurbaşkanı diyor ki 15 Temmuz’dan sonra “Türk milletinin tamamına” karşı sorumluyuz. Peki ya öncesinde kimlere karşı sorumluydunuz? “Tüm Türkiye’ye.” Peki ama “Türk milletinin tamamı” ile “Tüm Türkiye” aynı şey değil mi? O zaman Cumhurbaşkanı neden 15 Temmuz öncesi ve sonrası ayırımı yapıyor ki? 15 Temmuz’dan önce de sonra da bütün millete hizmet ediyormuşsa sorun nerede? Zaten bir cumhurbaşkanından beklenen de bu değil miydi?

Ama yok öyle değil. Cumhurbaşkanı bu cümleleriyle (istemeden de olsa) 15 Temmuz öncesinde “AK Parti’yi oy verenleri” düşünerek hizmet ettiğini, ama 15 Temmuz’la birlikte “Muhalefet partilerinin de aynı anlayışta olduğuna şahit oldum”, o nedenle de, “hangi partiye oy vermiş olursa olsun” diyerek bir pozisyon değiştirdiğini ifade ediyor. Bence bu cümlelerin anlamı bu…

Doğrusu sizleri bilmem ama ben bunu, Cumhurbaşkanı’nın, “Bugüne dek İslami kimlik üzerinden kimlik siyaseti yapıyordum, oysa görüyorum ki bu toplumda yalnızca İslamcılar yok başkaları da var, o nedenle de artık bu kimlik siyasetinden vazgeçmemiz, tüm kimlikleri kapsamamız gerekiyor” demek istiyor diye okuyorum. Nitekim Cumhurbaşkanı’nın “Tüm bu olaylara şahit olduktan sonra artık hiçbirimiz 15 Temmuz öncesi gibi davranamayız” demesi de böyle bir siyasi dönüşün açık ifadesi.

Kim Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerine karşı çıkabilir ki? Toplumdaki bütün farklı kesimleri kapsayan bir yerden siyaset yapmak, tüm topluma hizmet üretmek zaten Cumhurbaşkanlığı tanımının içinde değil mi? O zaman?

Dedim ya güvensizlik çağındayız. Cumhurbaşkanı’nın “Tüm Türkiye”den kastettikleri arasında Kürtlerin, Alevilerin, iktidar partisiyle aynı görüşte olmayan solcuların ve demokratların olup olmadığından emin değilim. Oysa Türkiye’nin gündeminde normalleşme ancak Kürt sorunundaki adımlara büyük ölçüde bağlı. Eğer Cumhurbaşkanı Kürtleri de “Tüm Türkiye”nin içinde varsayıyorsa çözüm adımları atmalı. 15 Temmuz öncesi gibi davranmamak ancak böyle mümkün.

Bekleyip göreceğiz.

Erol Katırcıoğlu’nun yazısı