KCK İstanbul ana davasının son 33 mahkûmu geçtiğimiz Perşembe günü serbest bırakıldı. 12 gün önce de, sabahın erken saatlerinde, KCK Diyarbakır ana davasındaki 48 sanık salıverilmişti. Mart ayının ortasında KCK ‘avukatlar davası’nda yargılanan tüm avukatlar tahliye edildi; aynı ayın ilerleyen günlerinde KCK ‘basın davası’nda yargılanan 15 gazeteciden sekizi cezaevinden çıktı.
İnanıyorum ki, bir bakıma, bu insanlar asla hapsedilmemişti. Ne de kalan yüzlerce KCK şüphelisi gerçekten içeride.
Masasından hiç kalkmamış gibi
Geçen hafta, insan hakları aktivisti, avukat ve yazar Muharrem Erbey‘le konuştum. Diyarbakır Cezaevi’nden bu ay serbest bırakılan insanlardan biriydi.
Dört yıl dört aylık hapsoluşun sadece 10 gün sonrasında, sanki hiç kalkmamış gibi masasının ardında oturuyordu. “Beni gözaltına almaya geldikleri yer işte burası” dedi, “O zaman burada ailemle yaşıyordum. Şimdi başka bir eve taşındık, bahçeli ve burayı ofis olarak tuttum.”

Her an hapsedilme ihtimaliyle yaşamak
İşe ara yok, hapishane çilesi sonrasında bile mi? Olamaz… “Elbette, evde birkaç gün geçirdim ve epey gelen giden de oldu. Ama şimdi davalara yeniden giriştim.”
Hapishanede sıkılmadığını söylüyor Erbey. Uluslararası Yazarlar Birliği PEN İngiltere merkezinin, serbest bırakılması için yürüttüğü ısrarlı kampanya sayesinde, her hafta dünyanın dört bir yanından düzinelerce mektup almış. Kitap yazmış (üç tarihi aşk hikâyesi’), İngilizce öğrenmeye başlamış, birsürü kitap okumuş.
Sol elinin avuç içinde serçe parmağının alt kısmına denk gelen noktayı sağ başparmağıyla ovuşturuyor: “Hapishanede refleksoloji hakkında bilgi edindim. Bu, stresi uzaklaştırmaya yarıyor, bunu biliyor muydun?”
Kürt hareketinin aktif bir üyesi olmak her an devletin gelip seni hapse atabileceği ihtimaliyle yaşamak anlamına geliyor. Bu on yıllardır böyle. İçeride bulunmuş birçok Kürtle konuştuktan sonra, bana öyle geliyor ki her zaman var olan bu tehlikenin farkında olmak bir şekilde hareketin her üyesinin genlerine işlemiş. Bunun üstesinden gelmenin yolu: Kendinizi psikolojik olarak hapsetmeyin.
‘Düşüncelerimi hapsedemezsin’

Geçtiğimiz Ocak ayında Diyarbakır Hapishanesi’nden serbest bırakıldıktan birkaç gün sonra konuştuğum BDP milletvekili Selma Irmak bana bunu açıklamıştı. Hapishane kapıları ona açıldıktan sonra o da hiç dinlenmedi, bir gün için bile.
Şöyle demişti: “Kendini psikolojik olarak hapsetmezsen, o zaman hapishane duvarları önemli değil ve fiziksel olarak hapsedilmiş olmak fark etmez. Elbette özgürlük çok güzel. Güneşin batışını görmek, çocukları görmek, onlarla oturup konuşmak, sabah uyanıp sevdiklerine ‘günaydın’ demek.”
Devam etti: “Bilirsin, insanın hedefi, amacı vardır. Benim amacım; Kürtlerin benim diyebildikleri bir ülkede kendilerine, dillerine, kültürlerine daha fazla onur ve özgürlük sunan daha iyi ve güzel bir hayat. Gururlu bir hayat. Çocukların daha güzel güldüğü ve ölmediği. Bunun için her şeyi yaparım. Bu, benim hayatıma anlam katıyor, ama bunun bir bedeli var. Bazıları rahatsız oldu ve beni hapse attılar. Ama benim anlayışım, benim düşüncem de benimle gelir, onları hapsedemezsiniz. Bu yüzden hapishanede olmak önemli değil.”
‘Dışarıda yapamayacağım kadar kendimi geliştirdim’
Birkaç yıl önce Van’da konuştuğum bir öğrenciyi tekrar düşündüm. KCK ile bağlantılı davasının geri kalanında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmadan önce birkaç haftasını hapishanede geçirmişti. Parmaklıkların ardındaki zamanından konuşurken gülümsüyordu…
Sebebini sordum. “Orada morali bozuk ya da stresli değildik. Hücremi değişik birçok öğrenciyle paylaştım. Ne yaptık, örneğin, içimizden biri bir önermede bulunuyordu ve sonra bunu tartışıyorduk. Ya da bir kitaptan bir bölüm okuyor ve anlamı üzerine konuşuyorduk. Orada, dışarıda yapamayacağım şekilde kendimi geliştirdim.”
‘Yıllarımızı bizden çaldılar’
Muharrem Erbey buna benzer bir şey anlattı. Kendinize geri dönmek, dışarıdaki dünyanın günlük hayatın dikkat dağıtan unsurları tarafından engellenmeden. Bu güçlendiriyor insanı anlaşılan. İşin kötü tarafı, aileyi özlemek. “Büyük oğlum, şimdi 12 yaşında, benimle sadece üç anısını sayabiliyor. En küçüğü, şimdi yedi yaşında, çıktığımda beni tanımadı. Eşim hapishane dışında bekliyordu, oğlanlar da arabada uyuyordu. Serbest kaldıktan sonra onları uyandırdık. O zamandan beri, en küçüğü bana dokunuyor.”

Neresi olduğunu gösterdi ve hafifçe burnuna, gözlerine, yanaklarına, kulaklarına, ağzına, ellerine dokundu. “Ben içerideyken, çocuklarım beni sadece ayda bir defa, bir saatliğine ziyaret edebiliyordu. Bu yılları bizden çaldılar.”
Hayat, içerideyken durmadı
Politik nedenlerle tüm bu yıllarını hapishanede geçiren ve hala geçirmekte olan, devlet tarafından piyon gibi kullanılan bu insanlara bu yıllar asla geri verilemez.
Ama şimdi neden hiçbirinin serbest bırakıldıktan sonra fazla dinlenmediğini anlıyorum. Hayatları, onlar içerideyken durmadı. Mücadeleleri durmadı. Onlar sadece koşullara uyum gösterdi. Serbest bırakıldıktan sonra, yine aynısını yaptılar.
Amaçlarını peşinden gitmekte ısrarcılar. İçeride ya da dışarıda.

