Liberal düzenin büyük bir krizde olduğunun farkında olsak da hala yas sürecinin ‘inkar’ aşamasını tamamlayamadık. Doğal olarak gelmekte olanla bir pazarlık ve yeniden başlama noktasına da gelemedik.
Entelektüellerinden, politikacılarına, uluslararası kurum bürokratlarından iş adamlarına kadar birçok sektörde yeni düzene geçme çabasından çok eskiyi muhafaza etme çabası hala daha yaygın bir eğilim. Liberal dünyanın kodları, kuralları, beklentileri bir hayalet gibi uluslararası zirvelerde, diplomatik ilişkilerde, siyasi liderlerin nutuklarında dolaşmaya devam ediyor. Ama dediğim gibi artık bir hayalet formunda. Bu da beklenmedik bir durum değil aslında.
Liberal düzenin vadettiği evrensel işbirliği kuralları yerini hızla stratejik özerklik ve ulusal çıkar odaklı yaklaşımlara bırakıyor. Bu da doğal olarak Soğuk savaş dönemi boyunca oluşan grup aidiyetlerini, ittifak kimliklerini, dayanışma duygusunu aşındırıyor. Devletler artık kendilerini bir ittifakın parçası olmaları dolayısıyla ortak değerler ailesinin üyesi olarak değil, varlıklarını sürdürmeye çalışan jeopolitik birimler olarak tanımlıyor.
2026 Münih Konferansı’nın küresel güvenlik paradigmasının yeni versiyonunu ilan ederek, dünya kamuoyunu olağanüstü hal rejimi ile yaşamaya ikna etmeye yönelik bir perspektifte olduğu görülüyor. Buna karşın ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun eski düzeni olumlu yönleriyle de anan konuşmasının ayakta alkışlanmasını da yas süreci bakımından rehabilite edici bulduğumu da söylemeliyim.
Son söz olarak Gramsci’yi analım: “Eski düzen öldü, yenisi doğmakta zorlanıyor. Şimdi ise canavarların zamanı!”