Cengiz Onur: Engels'in eserinden 150 yılı aşkın süre sonra İspanya, yeni bir toplumsal mücadelenin sahnesine dönüşüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Friedrich Engels’in “Konut Sorunu” adlı eserinden 150 yılı aşkın bir süre sonra İspanya, yeni bir toplumsal mücadelenin sahnesine dönüşüyor. Artan kiralara ve kiracıların devlet zoruyla evlerinden atılmalarına karşı verilen mücadele, eski bir soruyu yeniden ve bütün yakıcılığıyla gündeme getiriyor: Konut bir insan hakkı mıdır, yoksa sermayenin değerlendirildiği bir meta mı?

Engels, 1872-1873 yıllarında bu eserini kaleme aldığında Avrupa kapitalizmi hızlı bir sanayileşme döneminden geçiyordu. İşçiler kentlere akın ediyor, eski işçi mahalleleri yıkılıyor, arsa fiyatları yükseliyor ve emekçi nüfus, gelirinin giderek daha büyük bir bölümünü barınmaya ayırmak zorunda kalıyordu. Engels, bu gelişmeyi esas olarak düzgün işleyen bir ekonomik sistemin rastlantısal bir aksaklığı olarak değerlendirmiyordu.

Konut sıkıntısını açıkça şöyle tanımlıyordu:

“Burjuva toplum biçiminin zorunlu bir ürünü.”

Onun çözümlemesinin özü burada yatmaktadır. Engels’e göre konut sıkıntısı, yalnızca bazı ev sahiplerinin aşırı açgözlü olmasından ya da siyasetçilerin yeterince konut yaptırmamasından kaynaklanmaz. Bu sorun, toplumun büyük çoğunluğunun geçinebilmek için emek gücünü satmak zorunda olduğu; toprağın, binaların ve üretim araçlarının ise özel mülkiyet ve sermayenin değerlenme çıkarlarına tabi bulunduğu toplumsal ilişkilerle bağlantılıdır. 150 yılı aşkın bir süre sonra aynı çelişki yeni bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Geleneksel ev sahiplerinin yerini kısmen uluslararası gayrimenkul fonları, bankalar ve yatırım şirketleri aldı. Konutlar yatırım ürünlerine, kira gelirleri düzenli getiri kaynaklarına, bütün mahalleler ise finansal spekülasyon nesnelerine dönüştü. Oysa içinde yaşayan insanlar açısından konut sıradan bir tüketim malı değildir. Günlük yaşamın, sağlığın, toplumsal ilişkilerin ve kişisel güvenliğin temel koşuludur. Mülk sahibi açısından ise aynı konut, öncelikle bir servet unsuru olabilir. Maricarmen örneğinde bu karşıt çıkarlar doğrudan çatıştı.

Cengiz Onur’un yazısı