Kendi payıma, bazı siyasi pozisyonlarını paylaştığım dönemlerde, Davutoğlu’nun “hatasız” olduğunu bir an bile aklıma getirmedim. Ancak, Dışişleri Bakanlığı koltuğunda iken “Realpolitik” tarafından eğitileceğini düşündüğümden, onun “ideolojik yanı”nı gereğince önemsememiş olmaktan ve tam da o yanının ve ayrıca gerçeklerle ilişkisiz “hayalperest” politika anlayışının, kendisini bugünkü feci dış politika hatalarına sürükleyeceğini de tahmin edememiş olmaktan hatalıyım.
“Hata” ise bir “hata itirafı” daha: Bir ülkenin diplomatları ve aileleri, göz göre göre, ülkenin burnunun dibinde “rehin” düşüyorlar ve kendileriyle birlikte ülkenin dış politikasını da “rehin” düşürüyorlarsa, bunun mutlaka bir “siyasi sorumlusu” olur. O da Dışişleri Bakanı sıfatını taşıyan kimse odur.
Türkiye diplomasi tarihinin en büyük skandalından iki ay sonra, bunun bir numaralı “siyasi sorumlusu”nun terfi ederek Başbakan olacağını tahmin edemedim.
Ama Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı oluyorsa, “yanlışlar”ın “terfi” için “ödül” sayılabileceğini düşünmeliydim.
Hata üzerine hata…