Soğukkanlı bir tarihsel ya da kuramsal analiz önermiyorum. Ama bu tartışmayı sağlıklı bir şekilde yapmak için ilk kez barış kuramcısı Johan Galtung’un kullandığı “yapısal şiddet” kavramına ihtiyacımız var. Nedir yapısal şiddet? Sistemin üzerine kurulu olduğu toplumsal yapıların ve ilişkilerin şiddet üretmesi. Ne tür bir şiddetten bahsediyoruz? Fiziksel ve ilk bakışta fiziksel olmayan her türlü şiddetten.
Kapitalizm kendisinden önceki sistemlerden farklı olarak şiddeti büyük ölçüde fiziksel olmaktan çıkarır; sınıf ilişkilerinin alanı olan sivil toplumdan alarak “tarafsız otorite” olarak görülen devletin tekeline verir. Modern kapitalizm çağında karmaşık toplumsal dinamiklerin yönetilebilmesi buna bağlıdır. Toplumsal bütünlük böylece sağlanır.
Dahası Türkiye tarihinin en uzun süren en ağır ekonomik krizlerinden birinden geçerken toplumun küçük bir azınlığı meşru olmadığı gibi çoğunlukla yasal da olmayan yollarla uç bir zenginleşme yaşadı. Gençler bu gayrimeşru ve hukuksuz zenginleşmeye tanık olarak büyürken beyaz yakalı köleler olmakta bir cazibe bulmaz oldular.
Eğitim bu koşullarda devlet eliyle değersizleştirildi; iyi eğitim kurumlarının bozulması için liselere ve üniversitelere sistematik saldırılar başlatıldı; hemen her sınavda sorular çalınır oldu.
Daha can acıtıcısı, bu “orman kanunları” düzeninde; yani gücü yetenin gücünü yettirdiğine eziyet ettiği bu ortamda, güçlünün “cezasızlıkla” teşvik edildiği bu düzende en hassas noktamız olan çocuklarımız bu insanlık dışı gidişatın kurbanı oluyor.